Gümüşhâne’den doğan ışık,
Aydınlattı; Ankara’yı, İstanbul’u, Kırıkkale’yi,
Herkes hayret etti. Sordular, bu hangi ışık?
Talebeleri, sevenleri bir ağızdan bağırdılar:
O güneşin adıdır; Sıddık Çalık.
Öğrencilerine memleket göstermek ister, geziler düzenler,
Kale’den başlar, Kıvırcık’ın mekânına uğrar,
Ankara’dan taşar, Ürgüp, Göreme, Çanakkale’yi gezer,
İşte, tarihî coğrafyanın üstâdı, haritalara doğan ışık,
Bilgisiyle, görgüsüyle, odur; Sıddık Çalık.
Canı ister, Beypazarı’na müze kurar,
Sergi için Donanma Mecmuası’nı parçalar,
Vâlisi, Rektörü, bu nedir diye hep ona sorar,
İşte o, siyâkatın efendisi, vakıflara doğan ışık,
İyi niyetiyle, güzelliğiyle, odur; Sıddık Çalık.
Bazen hüzünlenir, uzun hava, türkü çağırır,
Humâ kuşu olup havalanır, dinleyenlerin gözleri buğulanır,
Çanakkale ağıtında şu fakîri de duygulandırır,
İşte o, Türk’ün yükselişi, rûhumuza doğan ışık,
Yanık sesiyle, hoş nefesiyle, odur; Sıddık Çalık.
Dolaşır ülkeyi, tarihle doludur çantasının içi,
Biraz unutkandır gerçi, Anıt’ın altında kaybeder 40 talebeyi,
Kastı yoktur, lâkin, bazan canından bezdirir milleti,
İşte o, yavru kurtların şefi, gönlümüze doğan ışık,
Neş’esiyle, sevgisiyle, odur; Sıddık Çalık.
İstanbul’a âşıktır, her ay oraya gider - gelir,
Vuslatını Boğaz’ın serin sularına kendini bırakarak giderir,
Sudan çıktığında bile, etrafına dağıttığı neş’edir,
İşte o, Boğazlar’ın Fâtihi, Avrasya’dan doğan ışık,
Güler yüzüyle, sâkinliğiyle, odur; Sıddık Çalık.
Kızılay’a diye yola çıkar, Kastamonu’ya uğrar, yazma toplar,
Bütün talebeler ondan tez almak için kapısını tırmalar,
Perşembe akşamları hep Polisevi’nde yatar,
İşte o, gönüllerin sultanı, Kampus’tan doğan ışık,
Heybetiyle, muhabbetiyle, odur; Sıddık Çalık.
Hiç susmayan telefonu elindedir,
Nereye gitse onunla dünyayı yönetir,
Evkaf, Tapu, Tarih Bölümü peşindedir,
İşte o, tarihçilerin pîri, geleceğe doğan ışık,
Babacan tavriyle, ilgisiyle, odur; Sıddık Çalık.
Artık başka söze hâcet yok. İşte manzara.
Seni kalpten sevenlerin sesi var burada,
Emin ol, hepimiz bahtiyarız dostluğunla,
İyi ki doğdun, iyi ki bizimlesin Sıddık Hoca.
Bu yazı 27 Haziran 2008 günü saat 23.52 civarında yazılmış olup, 474 kez okunmuştur ve 14 yorum almıştır.
28 Haziran, 2008 saat 00:18
Sıddık Hoca’nın resmini görmek sürpriz oldu. önce anlayaamdım acaba sıddık hoca mı yazdı diye. Orhan hocam sizin sıddık hocayı anlattığınızı görünce daha da sürpriz oldu. Tam anlattığnız gibi biri sıddık hocam. şiirinizi okuyunca Kırıkkale’de yaşadığmız günler geldi aklıma. Sıddık hocam gerçekten harika biridir. iyiki doğdunuz sıddık hocam.
29 Haziran, 2008 saat 23:49
hocam gerçekten süpriz bir yazı oldu sıddık hocam ancak bu kadar güzel anlatılır sııdk hocam olmasa hiç bir yer göremeyeceğiz tarih kulübümüzün başında olmasa arkadaşlarım ve ben kırıkkale de aktiviteler yapamayacağız sizinde dediğiniz gibi iyi ki varsınız SIDDIK HOCAM iyi ki doğdunuz ne mutlu ki öğrenciniziz ORHAN HOCAMIZA da haddimize düşmesede teşekkür ederiz yanlış bir şeyler yazdıysam özür dilerim iy tatiller hocam
30 Haziran, 2008 saat 12:35
Tarihi ve tarihçiliği bize öğreten, en sıkıntılı anlarımızı huzura çeviren, elleri öpülesi hocaların hocası Sıddık Çalık hocamı anlatmaya söz bulamadım. Çünkü kelimeler kifayetsiz kalıyor. Yüksek lisans tezimi onunla çalışmak da benim için başka bir mutluluk ve ayrıcalıktı. Ondan gerçekten çok şeyler öğrendim. Hayatımın her döneminde yanımda olmasını istediğim, ilgisine ve yardımına her zaman ihtiyaç duyacağım örnek bir insan. Onun tedrisatından geçmeyen bir tarihçinin mutlaka bir eksik yanı kalacaktır hep. Bana ve diğer öğrencilerinize gösterdiğiniz ilgi ve emekleriniz için sonsuz teşekkürler sevgili hocam. Ayrıca değerli hocamıza bu yazısında yer veren bir başka kıymetli hocamız sevgili Orhan AVCI hocamıza da minnettarız. Zaten Sıddık Çalık hocamla kendisini ayrı düşünmek imkansız. Bu ikili herkesi imrendiren örnek bir arkadaşlık ve dostluk örneğidir.
30 Haziran, 2008 saat 22:35
merhabalar hocam yine bizlere bir güzellik yaptınız ve tarih kulübümüzün büyük başkanı SIDDIK hocamız hakkında bilmediklerimizi öğrettiniz size teşekkür ederken SIDDIK hocamızında sanırım doğum günü iyi ki doğdun diyorum
01 Temmuz, 2008 saat 21:50
iyi tatiller hocam sıddık hocamızı bizlere değişik bir şekilde tanıttığınız i.in çoooook teşekkürler bence hocamın saçları süper ona ayrı bir hava veriyor
02 Temmuz, 2008 saat 01:21
hocam gercektende sıddık hoca ancak ve ancak bu kadar güzel anlatılablirdi. tabi sizin fotograflarıda yabana atmamak lazım. kırıkkale üniversitesinden mezun olduktan sonra sıddık hocayı hiç bitmeyen telefon konusmalarıyla hatırlayacağıma eminim
03 Temmuz, 2008 saat 13:45
değerli hocam merhabalar sıddık hocamızı bu kadar güzel anlattığınız için tesekkürler.hocamızında doğum gününü kutluyorum.nice başarılı senelere hocam iyi tatiller
03 Temmuz, 2008 saat 21:12
iyi tatiller hocam sizin 8 megapiksellik fotoğraf makinaniz ve şiirinizle zaten muhteşem olan sıddık hocamızı daha iyi tanıdık çook teşekkürler
06 Temmuz, 2008 saat 22:46
Saygıdeğer Orhan Hocam!
Sizi ve sevdiklerimizi burada takip etmek çok sevindirici.
Bir çok arkadaşın yeni rastlamış olduğu bu güzel şiiri ilk okuyanlardan
olmakta ayrıyetten sevindirici bir durum.
Bahsedilen kişi Sıddık ÇALIK olunca ben sessiz kalmayı tercih ediyorum.
Çünkü biliyorum ki hiçbr kelime veya kelimeler grubu o güzel insanı tasvir
etmeye de yetmez anlatmaya da.
Madem söz konusu olan Sıddık Hocamız, ben tekrarlamadan duramayacağım
özür dileyerekten tabiki:
“Saygıdeğer Sıddık Hocam senin yavru kurtların hala aç ve aç kurtluğa sizinle terfi ettikten sonra kara yazımız daha da karardı :)”
Hepinizi saygı ile selamlıyorum!
ORHAN HOCAM kaleminize, yüreğinize sağlık.
Sizi takip etmeye devam edeceğiz.
Durmak yok yola devam…
07 Temmuz, 2008 saat 10:03
Merhaba Hocam,uzun yolculuklardan dolayı bir süredir yazılarınızı okuyamadım bir fırsatını bulmuşken hemen geçtim internetin başına merak ediyorum tabiki ne yazmış hocam acaba diye bir de baktım ki Sıddık Hocam harflere kelimelere bürünmüş, bir gönülden dizelere dökülmüş.
Tarihin yüzü güler mi sorusuna en güzel cevap Sıddık Hocam olur bence, her koşulda her yerde gülen bir simadır hocam. Tarihin faili olan insan nisyanla mâlüldür, buna istinâden tarih unutkan ve unutulan bir şeydir ve en güzel unutmayı Sıddık Hocam’da görebilirsiniz, sorduğunuz da ise sadece gülerek “unuttum” der, unuttum derken bile gülen bir simaya kızılamıyor doğal olarak.Sıddık Hocam bize hâl diliyle hayatın çok gereksiz tarafına takılmamayı ve hep mütebessim olabilmeyi anlatıyor, ama içten içe yanan bir gönlünün olduğu muhakkak.Böylesi güzel bir hocaya öğrenci olmak hoş bir duygu.
Bir gönlün ve bir meslektaşın diğer bir gönlü ve meslektaşını anlatması bu zamanda çok önemli bir eylem, bundan dolayı Orhan Hocam size teşekkür ediyorum; bize emeğin, sevginin, tarihin ve özellikle insan denilen değerin yaşarken takdir edilmesi gereken bir şey olduğunu hatırlattığınız için. Sıddık Hocam’la ve bütün bölüm hocalarımızla olan muhabbetinizin katlanarak artması temennisiyle, kaleminize ve gönlünüze sağlık.
“Bâki kalan gök kubbede hoş bir sadâ imiş”
08 Temmuz, 2008 saat 13:37
merhaba hocam, SIDDIK BABA yı sizden dinlemek keyifliydi de ne oldu şu bizim mezunlar yazısı hoşakalın…
10 Temmuz, 2008 saat 00:58
yeni yazıyı bekliyorum hocam şu aralar kafamın içinde tarih(sizlik) ve yabancılaşma diye
diye bi başlık dolaşıp duruyor. acaba ne demdk oluyo bu iki kelime yanyana gelince,
15 Temmuz, 2008 saat 00:12
Aziz dostum ağzına, diline, kalemine sağlık; bu şiiri bu köşeye taşımakla hem kendini hem de Sıddık Hoca’yı tarihin unutulmaz sayfalarına taşıdın. Aziz olasın. İstanbul’un koşturmacası, arşiv vs. derken, acaba ne yazmış Orhan Hocamız diye baktığımda, bir de ne göreyim; iki aziz dostun gülen yüzleri karşıma geldi. Mutlu oldum. Geçmiş günler gözümün önüne geldi ve gülümseyerek; sizsiz İstanbul’un tadı olmuyur dostlar demek geldi içimden. Hoşçakalın.
25 Temmuz, 2008 saat 10:03
hocam şairlik yönünüzün bu kadar iyi olduğunu bilmiyordum. öğrendik ama biraz geç oldu. sıddık baba hakkındakı goruslerinize canı gonulden katılıyorum. eksıği var belki ama fazlası yok. gorusmek dilegıyle….