ARA

Şaika Günsel Tuğrul

Prangalar - 4

saika
İLETİŞİM

saika@birmilyonfikir.net

Onun tasmaya ihtiyacı yoktu. Sokakta da evde de yanımda ayrılmamaya özen gösteriyordu. Sanki o bir prensesti.. her hareketi ölçülü ve zarifti. Normal konuşsam bile anlıyordu. Zaman zaman onunla dertleşirdim. Aradan üç saat de geçse dinlerdi. Sanki daha önceki yaşamında insandı.. Onu anlatmaya sayfalar yetmez.

 

Yıllar geçti.. On beş buçuk yaşına geldi. İkinci göğüs ameliyatımı geçirdim.. Beni hastanede beş gün zor tutabildiler. Evde yalnız kalmamıştı ama, bensizliğe dayanamamıştı. Sık sık soluk alıyordu. Nefesi daralıyor, öksürüyordu.. Veterinerlik Fakültesine götürdüm. Kalp krizi geçiriyordu. Solunum cihazına bağladılar. Bensiz yapamaz diye yalvardığım halde beni yanına almadılar.. Kuralların Allah cezasını versin!.. kalp krizleri üst üste gelivermiş.

Yanaklarım yine ıslandı..

Güzel kızım yatak odamın penceresinin önünde yatıyor. Aslında yüreğimde yatıyor.

Yokluğuna dayanamıyordum.

 

Gecenin bir yarısından sokaklara fırlıyor, ağlayarak, bağırarak deli gibi saatlerce koşuyordum. Oğlum gibi sevdiğim; görgülü, saygılı ve aslında çok iyi bir ailenin çocuğu olan apartman görevlimiz Hüseyin Pendik psikolojimin hiç de iyi olmadığını görüp; tıpkı Cancan’a benzeyen bir köpek yavrusu getirdi bana. Ama gözüm hiçbir şey görmüyordu. Bağırsaklarım geriliyor, spazm yapıyordu. Üstelik kusmaya da başlamıştım.

 

Yıllarca sanatçı kadrosunda, bareme tabi olmadan sigortalı çalıştığım için, Gazi Üniversite hastanesine gidemiyordum. Acilen Numune Hastanesine kaldırıldım. 1. klinik Şefi Süleyman Hengirmen tarafından 1 Barsak düğümlenmesi” teşhisi kondu. Hemen ameliyat olmalıydım. Kafamdaki “Numune Hastanesi” imajı hiç de hoş değildi. Bu yüzden beni Gazi Üniversite Hastanesi’ne göndermesi için Doç. Dr. Süleyman Bey’e çok yalvardım. Ama kurallar vardı, olmadı. Bu yüzden; “çocuğunun beğenilmediğini gören bir baba” gibi doktor beyin gönlünün incindiğini hissettim. Oysa çok iyi bir doktordu. Başka kentlerden adını duyup ona ameliyat olmak için gelen hastaları vardı. Ön yargılı davrandığım için beni bağışlamasını isterdim.

 

Numune Hastanesine gelince; çok şaşırdığımı söylemeden geçemiyeceğim.. Asistan doktorlar güler yüzlü, ilgili, çalışkandılar. Koridor ve odalar her gün siliniyor, tozlar alınıyordu. Odalarda televizyon da vardı.. Yemekler ise mükemmeldi. Ara öğünlerde mevsim meyvaları veriyorlardı. Kalabalıklığı ve ana kapıdaki; hastalara ve hasta yakınlarına sürü muamelesi yapan, onları itip kakan korumaların dışında her şey mükemmeldi. Düşüncelerimdeki o kötü imaj silindi.

 

Ameliyatım başarılı geçmişti ama doktor açıkladı…

 

Güzel prensesim giderayak bana iyilik yapmıştı. Karnımda sinsice yayılmaya başlayan kütlenin varlığının ortaya çıkmasını sağlamıştı. Güzel kızım, yattığın yerde rahat uyu…

 

Bu kütlenin alınabilmesi için bu kez Gazi Üniversite Hastanesinde yeniden ameliyat edildim. Çünkü artık sevk işlemleri kalkmıştı.. Ama ne yazık ki kütlenin alınabilmesi mümkün değilmiş. Hayatım tehlikeye girebilirmiş.

 

Şimdi kemoterapi ile eritmeye, içimdeki o canavarı öldürmeye çalışıyorlar.. İnanıyorum ki doktorlar ve ben onu yeneceğiz. El kadar küçük kütle ile mi başa çıkmayacağız yani! Benimle uğraşmak neymiş, görür o canavar!..

Bu yazı 16 Mayıs 2008 günü saat 21.30 civarında yazılmış olup, 78 kez okunmuştur ve 3 yorum almıştır.

Yazarın Önceki Yazıları

Yazarın diğer yazıları

Bu Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. exen demişki:

    kesinlikle görecek!

  2. Naif demişki:

    Tedavi, ilaç, doktor.. bütün bunlar son çaredir. Asıl çare biz, kendimiziz. O güçlü yüreğinle hastalığı yeneceğini umuyorum, diliyorum. Allah yardımcın olsun.
    Selamlar

  3. a.şebnem demişki:

    Şahika Hanım! Yazdığınız her satırda şunu hissediyorum ki dolu dolu bir yaşam.. Öykünmemek içten değil! Hastalık yoktur, hasta vardır.. Yenilmeyense umutsuzluktur. Daha çok fikre birlikte imza atacağız.. Sizden daha çok şey okuyacağız.. Sevgilerimle!

Yorum Yazın