Bir köprüde karşılaşmış iki inatçı keçi
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay
Hep huysuzluk inatçılık bu keçilerin suçu
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay
Büyük keçi demiş :
Yol ver önce ben geçeceğim
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay
Küçük keçi demiş:
Verirsem öleceğim.
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay
Tam köprünün ortasında iki keçi toslaşmış
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay
İkisi de suya düşmüş bunu görenler şaşmış
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay
Keçilerin inatçısı suya düşer boğulur
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay
İnsanların inatçısı kimbilir ki ne olur?
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay
Sabahtan beri bu çocuk şarkısını mırıldanıp duruyorum.
Eşek kadar adamın kafasında baret, kemerinde fener ve lazer metre; ayağında çelik burunlu şantiye ayakkabılarıyla 20 bin metrekarelik bir şantiyede bu çocuk şarkısını mırıldanarak dolanıp durması ne kadar normal bir davranış biçimidir, bilmiyorum.
Bildiğim şu ki; hava aşırı sıcak…
Şantiye ofis konteynırımızda klima yok.
Yok, yok! Pintilikten değil. Sahada devamlı terlediğimizden dolayı ofis ortamımızda klima kullanmıyoruz. Yoksa her hafta içimizden biri hastalanır.
Bir sıcak, bir soğuk erkek adamı da bozar; kadını da…
Bazı kadınların yaşamı ve hatta bazı erkeklerin yaşamı gelgitlerle örülmüştür.
Bir sever, bir terk eder; yarın yine sever, ertesi gün pire için yorgan yakar.
Ama bizim şantiyemizde böyle bir kadın yok.
Erkek erkeğe yaşıyoruz.
En başköşede benim masam var.
Sözde patronuz ya, sınıf ayırımı olsun; insanlar işçi ve işveren arasındaki farkı anlayıp; ezilsin diye başköşeye geçmedim.
Sadece orası daha güzel ve patronlar her daim bencildir.
Ah, kapitalizm ah!
Keşke ülkemiz Sosyalizmle yönetilseydi de ben de Komünist parti teşkilatında yönetici olsaydım.
O zaman hem emekçi dostu gibi görünür, hem de partinin imkânlarıyla krallar gibi yaşardım.
Belki camları siyah film kaplı Demirperde yapımı makam arabam bile olurdu.
Sabahın köründen, gecenin bilmem hangi vaktine kadar çalışmaya programlanmış emekçi halkımı siyah camların arkasından seyreder, onların tere bulanmış vücutlarında geceyi beraber geçireceğim parti sekretaryasında görevli iri memeli kızı hayal ederdim.
Sanırım o zaman dilimde iki inatçı keçi şarkısı olmazdı.
Çekti gitti arabayla egzozuna boğuldum
Göğsümde tomurcuk yaşlar ağar ağar doğruldum
Ustam geldi sırtıma vurdu, unut dedi romanları
İşçisin sen işçi kal, giy dedi tulumları
Ah dünya, ah…
Tüm ideolojilerin temelinde sadece senden daha fazla faydalanmak yatıyor.
Kullanılıyorsun,
Farkında mısın?
Önce bir araba, spor olsun… Kırmızı!
Sonra bir kadın, genç olsun… Sarı!
Sonra bir ev, panjurlu olsun… Pembe!
Hayaller, hayaller, hayaller…
Yaşam diye emek verdiğimiz her saniye sadece hayallere endeksli.
Ne kadar anlamsız geliyor bana, kendim de yaptığım halde.
Bir köprüde karşılaşmış iki inatçı keçi
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay
Hep huysuzluk inatçılık bu keçilerin suçu
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay
Büyük keçi demiş:
Yol ver önce ben geçeceğim
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay
Küçük keçi demiş:
Verirsem öleceğim.
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay
Büyük keçi de ölmüş, küçük keçi de…
Kapitalist patron da mezarla tanışmış, sosyalist partili de…
Çocuk özlemi çeken kadın da toprak olmuş
Günü yaşa diye bar bar bağıran serseri de
Pamuk Prenses tecavüze uğramalı.
Gayri meşru bir çocuk doğurmalı, çocuk tinerci olmalı.
Kırmızı şapkalı kızın büyükannesi arazi mafyası tarafından kaçırılıp, öldürülmeli.
Pinokyo’nun sadece burnu değil, başka yerleri de uzamalı.
Kadınlar kendi aralarında kıs kıs gülümseyerek anlatmalı, Pinokyo ile başlarından geçenleri.
Külkedisi o ülkenin en namlı orospusu olmalı.
Ayakkabı fetişizmi uğruna vücudunu kiraladığını tüm halk bilmeli.
El bebek, gül bebek olmamalı hayat.
Tüm masallar mutlu bitmemeli…
Gerçek hayatın tüm acımasızlığı geleceğe yönelik pembe hayalleri simsiyah yapmalı.
Gerçeklerle yüzleşmeli insan.
Rüzgâra karşı yol alırken gün gelip, kollarında derman kalmayacağını; dizlerinin bağının çözüleceğini ve eninde sonunda rüzgâra teslim olup; tecavüz mağduru Pamuk Prenses, maktul büyükanne, iri penisli Pinokyo ve orospu Külkedisinin bir arada yaşadığı gerçek hayata döneneceğini bilmeli.
Bilmeli ve ona göre atmalı adımlarını…
Umutlarla güç almalı ama asla umudun kölesi olmamalı…
Bu yazı 19 Haziran 2008 günü saat 13.44 civarında yazılmış olup, 274 kez okunmuştur ve 6 yorum almıştır.
19 Haziran, 2008 saat 15:03
şöyle bir hayal ettim,yazdığın gibi bir hayat düşledim..
gerçi pek de düşlemeye gerek yok bu şekilde yaşantılar da biliyorum..ama yine de okurken düşledim işte..neyse amma uzattım..
küçükken pamuk prensesten nefret ederdim,tüm cücelerin ona iyi davranmasından,elmanın zehriyle ölmeyişinden…o kadar güçlüklere rağmen ağlamayışından.
prensleri de sevmememin nedeni olmuştur bu durum..zira kendiler gelip prensese hayat vermiştir,bu yüzden ki tüm prensler saf konumuna düşmüşlerdir gözümde..
diğer öyküleri de anlatmayayım,her öyküde kötüleri sevdim ben..kül kedisi,pinokyo,kırmızı başlıklı kız katta heidi..
buradaki iyilerin tuzları kuru..kül kedisi güzel,pinokyo tahta dedesi ne istese yapıyo maşallah,bi de her gittği yrede ilgi çekmesi cabası..,heidi zaten dünya yansa umru değil çayır çimen geze geze ooh.. pamuk prenses de anca çiçek toplasın ona buna yemek yapsın…
ama kötüler öyle değil..bu karakterlerin düşmanı konumundakiler hep çirkin,hep haset hep kindar,hep gıcık..
kimse de demez şunların çocukluğuna inip bakalım bunlar niye böyle diye..varsa yoksa iyiler,güzeller..zaten bu iyilerin aptallıkları yüzünden kötü olmuş bu karakterler…
ama kimse bilmedi bir gün pamuk prensesin kraliçenin odasına girip,aynaya bakıp ”ayna ayna söyle bana varmı benden başkası bu dünyada”diyerek kraliçe gibi olmak istediğini..
kül kedisinin evlendiği prensten on tane çocuğunun olduğunu onu da kız olduğu için prensten dayak yediğini..
pinokyo ormanda oyun oynarken mangal yapan dedesinin çıkardığı yangınla kül olduğunu..
şimdi bu dediklerin için yeni bir insnlık gerekli..doğuştan başka anşatılmalı çocuklara,yeni öyküler lazım artık onlara..
19 Haziran, 2008 saat 15:28
tüm bu benzetmeler..bende aptal kıza sinir olurum.neydi ismi?herseyde iyilik arayan?hatırlayamadım cidden,yaşlanıyorum…kaf dağı da olmalı ama her masalda..ağaçların arkasında gencecik kızlar kendilerini kandıranlarla sevişmeli..mağaralar genel ev olmalı…o dağda,sokak kızı irma tek namuslu karı..o da vücudu çelimsiz ya,bir tek o temiz kalmalı..bir tek o hayal olmalı..
19 Haziran, 2008 saat 15:54
Biz gibi kendi zikri bozulmuş olanlarımızın bile fikri temiz kalmalı üstad. Sıcak başınıza vurmuş bile olsa beyaz masallara ihtiyacımız hep var.
Çocuklarımı kahramanlarının kendileri olduğu keloğlan masalları ile büyüttüm. Çıkar ilişkilerinin yerildiği ve kötülüğün bir şekilde ti’ye alındığı Nasrettin Hoca Masalları ile devam ettim. Okumayı öğrendiklerinde Andersen Masalları’nı verdim ellerine… Öğretmenlerinden karnenin sağ tarafına gerçek notlar vermelerini istedim.
Biz iyi insanların rol model olduğu bir dünyadan bugünlere geldiğimiz halde bu kadar bozulduk. Bu bozulmuşluğu ve dejenerasyonu görerek, madem özünde toprak olanın sonu çamurdur o halde bugünden başlamalı tezek kokmaya diyemeyiz.
Kötü örnek örnek sayılmaz derler. Biz gittikçe kararan zenci yüreklerimiz ve beyaz tenimizle alınlarımızda taşıdığımız utançtan kurtulabilmek adına olsun çocuklarımızı ak pak yüreklerle yetiştirmeliyiz.
Diyeceksin ki bir gün acı gerçeği görecekler, işte o gün için şimdiden balçıkla sıvanmayan güneşler toplayıp biriktirmek gerek…
Boğuluyorsan Lahavle dene küfretmek yerine..
Bir kaç yudum su iç…….. geçer!
19 Haziran, 2008 saat 16:04
ne bu ya.
19 Haziran, 2008 saat 17:03
Sizden iyi cerrah olurmuş, iyi kesip biçip atardınız insanları .. Yaptığınız işi insan tadilatı görüp, yakınlarına iyi haber olarak “merak etmeyin 2-3 yıl daha idare eder” derdiniz ihtimal..
Yada hasta bir çocuğa “3 aylık ömrün kaldı” diyebilir miydiniz, nasıl kurabilir böyle dümdüz bir cümleyi gerçekten yürek taşıyan insan..
Aslında iyilikte kötülükte içimizde ama bazen şaşırıyoruz hangisini nezaman kullanacağımızı..Herşey yerli yerinde olamıyor ama bunu deklare ederken yada insanlara tavsiye niteliğinde birşeyler paylaşırken 10 düşünüp 1 yazmalı..
kitlelere pozitif duygular iletilmeli,Bukowski gibi hasta ruhlarını ifşa edenlere yada hayallerimizi,masallarımızı kirletenlerin artışına ihtiyacımız yok ki.
Ben olsam o 1.5 yaşındaki kız çocuğuna tecavüz eden sapığı çarşaf etmezdim gazetelere..sessizce idam ederdim.
Hasta olan bir çocuk yakınınızla ilgili bir yazınızı okuduğumda acınızı hissettiğimce ,
Fahişe ve bu yazınızdaki duygusuzluğunuzu paylaşamıyorum,.
20 Haziran, 2008 saat 09:07
yolcu doğru söylüyorsun. bazı yazarların pervasızca ve anlamsızca kurdukları cümlelere insanlar nezaketen ve kişiliğe duyulan ve yazarlığa duyulan saygıdan dolayı iltifat ettiler. arka planını ve gizli manayı anlamaya çalıştılar. Nezaket karşılıklıdır. var mı kardeşim bu ve benzeri bir yazıda nezaket ve saygı. uluslar arası diplomasi bile karşılıklık esasına dayalıdır. ne kadar ekmek o kadar köfte. birmilyonfikir sitesinin adına yaraşır yazılar yazılsın arkadaş, her aklınıza geleni fikir diye dökmeyin gözümüzün önüne. fikirlerinizi yazın yani. fikir olabilecek şelleri. hani şu bilgiden doğan