Japon resim sanatı dendiğinde akla ilk gelen isimlerden biri, Japon tarihinin Edo döneminde (1615-1868) yaşamış olan Katsushika Hokusai (1760-1868)’dır. Ukiyo-e sanatının son temsilcilerinden biri olan Hokusai, Japon resim sanatına getirdiği yeniliklerle hem ülkesinde, hem dünyada önemli bir yere sahiptir.
Edo döneminin en önemli resim türü “ukiyo-e”dir. “Geçen zamanın resmi (ya da yüzen dünyanın resmi)” anlamına gelen ukiyo-e, dönemin günlük yaşantısından sahneleri ortaya koyar: piknikler, festivaller, aşk sahneleri, ünlü aktörler, sporcular, masal kahramanları, kuş ve çiçek resimleri, manzaralar, vb. Bu resimler, ahşap-baskı ile çoğaltılırlar; en fazla 600 baskı yapılabilir, en değerlileri ilk 200’üdür. 18.yy.ın en önemli ukiyo-e sanatçıları Kiyonaga ve Utamaro’dur. Sonra daha da gelişen bu türün 19.yy. temsilcileri ise Hokusai ve Hiroshige’dir.
İki Gezgin Yön Sorarken
Arı ve Krizantemler
Kurokami Dağı’nda Kirifuri Şelalesi
Hokusai, 1760’da Edo (şimdiki Tokyo) banliyölerinden Honjo’da doğar. Ailesi hakkında günümüze fazla bilgi ulaşmamıştır. 3 yaşındayken sarayda ayna ustası olarak çalışan Nakajime Ise tarafından evlat edinilir. 6 yaşındayken resim yapmaya başlayan Hokusai, aynaların arkasına bezemeler yapar. 1772’de kısa bir süre halk kütüphanesinde çalışır ve burada, kitaplarda gördüğü ahşap-baskı illüstrasyonlardan çok etkilenir. Ertesi yıl bir gravür ve ahşap-baskı ustasının yanına çırak olarak girer. 18 yaşında iken aktörlerin resmini yapan büyük sanatçı Shunsho’nun öğrencisi olur. Daha sonra Shunro imzasıyla aktör resimleri ve romanlar için illüstrasyonlar hazırlar ve ilk aktör resimlerini 1779’da yayınlar. 1785’te ustasıyla arasındaki anlaşmazlık sonucunda atölyeden ayrılır; bir süre Kano ekolünden Yusen Hironobu’nun yanında çalışır. Bu arada kitaplar için illüstrasyonlar yaparak yaşamını kazanır; ayrıca tebrik kartlarına benzeyen küçük kartlar da yapar. Tsusumi Torin ve Simiyoshi Hiroyuki gibi ressamlarla çalışır. 1789’dan itibaren kitap illüstrasyonları için çok sayıda sipariş alır; Bakin ve Kyoden gibi yazarların kitaplarını resimler.
Hokusai, Tosa, Kano ve Sotatsu-Korin ekolleri üzerine çalışır. 1800’lerde ise Kiyonaga ve Utamaro’nun zarif kadın figürlerinden etkilenir; kadın portrelerinden oluşan seriler yayınlar. Daha sonra Avrupa’ya özgü bakır-baskılarla ilgilenir. Harushige’nin yanında Avrupa resim sanatı üzerinde çalışır. Perspektif, renk, gölge, gerçekçilik hakkında bilgi edinir; öğrendikleri eserlerine de yansır ve böylece Hokusai, Japon sanatında bir dönüm noktası oluşturur. Bu dönemde yaptığı manzaralarında yalnızca Kano ekolü ve Ming Hanedanı sırasındaki Çin resminin değil, Nagasaki’deki yabancılar yoluyla Japonya’ya girmiş olan Avrupa resminin etkileri de vardır. Bu, onun Batılı izleyiciler tarafından da daha iyi anlaşılmasını ve hayranlık toplamasını sağlamıştır.
1500’lerin sonlarında resimde manzara türü, Hollanda’da gelişme göstermiştir. Claes J.Visscher ve Willem Buytewech gibi ressamlar, manzaranın topografik olarak gerçekçiliğine önem vermişlerdir. 1630-60 yıllarında manzara, Rembrandt, Jacob van Ruisdael ve Jan van Goyen gibi ressamlarla yetkinliğe ulaşmıştır. 1700’lerin sonlarında bu resimler, gravürleri yapılarak daha geniş kitlelere ulaşmıştır. Hollandalı tüccarlar, Japonya’ya getirdikleri malları, bu gravürlerin kullanıldığı paket kağıtlarına sarmışlar; bunlar, Japonlar’ı mallardan daha fazla etkilemiştir. Hokusai, bunlardan öğrendiklerini Japon manzaralarına uygulamıştır. Daha önemlisi, doğanın dinginliğini, insanoğlunun çevresiyle uyumunu Japon popüler sanatına sokmuştur. Shogun, geyşaların yerine resminde sıradan halka önem vermiş; bu kişileri, hümanist bir yaklaşımla ele almıştır.
Fransa ve Hollanda’ya ait manzara resimlerinden etkilenen Hokusai, Japon resim sanatına, doğanın verdiği huzuru ve insanoğlunun çevresindekilerle uyumlu birlikteliğini getirir; “shogun”, samuray, geyşaların yerine halk adamını resmeder. Örneğin geleneksel Japon resim sanatında, balıkçılar yer almazken Hokusai, bu kişileri resimlerine sokar.
Hida ve Etchu Arasındaki Asma Köprü
Kajikazawa’daki kayalık burun üzerinde balıkçı
600 yıllık Shogun döneminde, batı kültürüyle yakınlaşma yasaklanmıştı. Ama Hokusai, Avrupa’nın baskı resimlerini ulaşarak bunlar üzerinde çalışmalar yapmıştır. Perspektif kurallarını, renkleri, gölgelendirmeyi, gerçekçiliği ve manzaraya bakış açısını öğrenmiştir. Manzaralarında Doğu sanatı için yeni olan tek ve ufuk çizgisinin altında yer alan bakış açısını kullanmıştır. Bu özelliklerle ukiyo-e arasında bir sentez oluşturmasıyla Japon resim sanatında yeni bir dönemi başlatmıştır. 1500 yıldan fazla Çin ve Japon resminde manzaraya yer verilmesine karşılık ukiyo-e resimleri arasında manzara ele alınmamıştır. Çünkü ukiyo-e’ler, şehirde yaşayan burjuvalar için üretilmekte ve onlar da, sokaktaki yaşamı, sumo güreşçilerini ve geyşaları ele alan resimleri tercih etmektedir. Bu yüzden manzara dışlanmış ve köylülere özgü bir tür olarak nitelendirilmiştir.
Avrupa resim sanatından etkilenen Hokusai, Avrupa resim sanatını da etkilemiştir. Hokusai, ahşap-baskıları sayesinde, 19.yy. ortası Paris’inde tanınmaktadır. Ünlü ressamlardan Monet, Degas ve Toulouse-Lautrec, Hokusai’ın ahşap-baskılarının koleksiyonunu yapmaktadır. Özellikle Avrupa’daki empresyonist ressamların, Japon resim sanatından etkilendikleri bilinmektedir. Sonuçta Avrupa ve Japonya, Batı ve Doğu arasında, sanatsal açıdan karşılıklı bir etkileşim söz konusudur.
1810-20 arasında çalışmalarını daha çok kitap resimleri üzerine yoğunlaştıran Hokusai, romanlar ve çizim tekniklerini gösteren kitaplar resimlemiştir. Bunların içinde en önemlisi Hokusai Mangva’dır. 15 ciltten oluşan eserin ilk cildi 1814’te, son cildi 1878’de basılmıştır. Bu eserde, Japonların günlük yaşamından sahneler, mitolojik sahneler, hayvan ve bitki resimleri, manzaralar gerçekçi bir üslupla ele alınmıştır.
Hokusai, en önemli manzaralarıyla kuş ve çiçek resimlerini, 60 yaşlarından sonra gerçekleştirmiştir. Daha önce düşsel yerleri konu alan manzara resmi, Hokusai ve Hiroshige’nin etkisiyle değişime uğramış; artık doğadan çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. 1823-35 yılları arasında Japonya içinde birçok seyahate çıkan Hokusai, gittiği yerleri seriler halinde resmetmiştir: Japonya’nın Çağlayanları, Ünlü Köprü Görünümleri, vb. Bu resimlerde hem dünyaya bakış açısını, hem de kullandığı müthiş tekniği tüm izleyicilerine en üst seviyede sunma gayreti içindedir.
Bu dönemde ayrıca Çiçekler ve Kuşlar, Büyük Çiçekler, Küçük Çiçekler gibi seriler de yapmıştır. Bunlarda Çin, Japon ve Batı resminin bir sentezini görmek mümkündür. Bu resimler, güçlü bir kompozisyonu, cesur fırça darbelerini ve ustaca renklendirmeyi ortaya koymaktadır. Bitkilerin kıvrımları, Hokusai’ın dalgalarını hatırlatır. Hokusai, kuşları, ayrıntılı ve gerçekçi yansıtmıştır. Örnek olarak Amber Çiçeği ve Serçe resmi gösterilebilir. Bu resimde Hokusai, konturlara çok fazla yer vermemiş; amber çiçeğinin yapraklarını renk yüzeyleri halinde resmetmiştir. Düz renk fon, suyu gösterir ve kullanılan ton, sahneye ferahlık katar.
Japonya’da ve Avrupa’da daha çok manzaralarıyla tanınan Hokusai’ın kuş ve çiçek çalışmalarını bilen azdır; “kacho-e” denen bu türün içinde böcekler, hayvanlar ve sürüngenler de yer alır. Kacho-e, 18.yy. başında ortaya çıkar ve 1720-50’lerde örnekleri çoğalır. 1790’larda Utamaro ve Kunsai, bu türün şaheserlerini yaratır. 19.yy. ilk çeyreğinde de bu resim türü devam eder ve Hokusai, bunu geliştirir. Hokusai’ın bu türde, iki önemli serisi vardır. 13.yy.a tarihlenen Yüz İnsan, Her Biri İçin Bir Şiir adlı antoloji, Japon kültürünün önemli bir parçasını oluşturur. Hayatının son günlerinde Hokusai, dikkatini bu şiirlere verir ve bunlardan esinlenerek ahşap-baskılar yapar (Çin ve Japon Şiirlerinin Yaşama Yansıması, y.1828-33). Ölümünden önce bunlardan 27’sini tamamlar; 62’si çizim olarak kalır. 1830’lardan sonra Hokusai’ın, ukiyo-e sanatçılarının ele aldığı günlük yaşam sahnelerini bırakarak Çin ve Japon efsanelerini, dini konuları ve çiçekleri resmettiği görülmektedir.
Yalıçapkını, İris ve karanfiller
Hokusai, 54 yaşında iken çizimlerini bir araya getirdiği albümler oluşturmaya başlar; onun için her şeyin resmi yapılmaya değerdir: fener alayları, pudralı kadınlar, hokkabazlar, güreşçiler, vb. Daha sonra Edo çevresindeki kırsal yaşamı sergileyen ünlü ahşap-baskı dizisi Fuji Dağı’nın 36 Görünümü’ne başlamıştır: oyun oynayan ya da çalışan insanlar, büyük dalgalar arasında kaybolan balıkçılar, güneşte kuruyan ipekler, dağlar üzerinde çakan şimşekler ve bu resimlerin hepsinde, bir şekilde ortaya çıkan heybetli Fuji Dağı!… Ayrıca 3 ciltlik Fuji’nin 100 Görünümü adlı bir eser daha hazırlamıştır. Fuji Dağı ile ilgili bu iki seri, Japon manzara resminin ve Hokusai’ın kariyerinin zirvesidir. Bu resim dizilerinde Hokusai, Fuji Dağı’nı, farklı açılardan resmetmekle kalmaz; günün ve yılın farklı zamanlarında da resmeder. Fuji Dağı’nın 36 Görünümü serisinden, bu yazıda yer alan iki resimde, Fuji Dağı, Büyük Dalga resmindekinden daha fazla yer kaplamaktadır. Bir resimde, güney rüzgarı bulutları dağıtırken, diğer resimde ise dağın eteklerinde şimşek çakarken gösterilmiştir. Böylece Hokusai’ın, Fuji Dağı’nı, farklı zamanlarda ve farklı hava koşullarında resmettiğini görmekteyiz. Güney rüzgarının bulutları dağıttığı resimde, mevsim yaz başıdır ve sabahtır. Fuji Dağı’nın çıplak zirvesi kırmızı tonlarıyla verilmiştir. Gerçek hayatta da dağ, zaman zaman Kırmızı Fuji olarak adlandırılmaktadır; belki de Hokusai için dağın gerçek görünümü budur. Dağ eteğindeki şimşeği gösteren resim ise bir akşam vakti manzarasıdır. Hokusai, kompozisyonda şimşeğe yer vererek dağın heybetli görünümünü daha da kuvvetlendirmektedir. Arka plandaki açık renk tonlarıyla ön plandaki koyu renkler karşıtlık oluşturmaktadır. Dağdaki kırmızı, siyah, beyaz birlikteliği ise görünümü, daha etkileyici kılmaktadır. Önceki resim ile bu resim arasında, sadece zaman ve hava şartlarının farklılığı değil, bakış açısındaki farklılık da söz konusudur.
Açıkhavada Fuji, Fuji Dağı’nın 36 Görünümü’nden
Yıldırımda Fuji’nin Yükselişi, Fuji Dağı’nın 36 Görünümü’nden
Hokusai’ın, ilk seride yer alan ve Büyük Dalga adıyla bilinen resmi, tüm dünyada tanınmaktadır. Bu, Fuji Dağı’nın yer aldığı bir deniz manzarasıdır; dalgaların oluşturduğu bir çerçevenin arasından Fuji Dağı’nı görürüz. Bu, dağın Kanagawa denizinden görünüşüdür; ama Hokusai’ın, Fuji Dağı’nı denizden görüp görmediği tartışmaya açıktır. Hokusai, devinim halindeki suyu resmetmeyi sever: dalgaların köpükleri sanki balıkçıları yakalamak üzere olan pençelere dönüşmüştür. Büyük dalga, altındaki boşluğun yang’ına kocaman bir yin oluşturur. Dalganın bir an sonra büyük bir patlamaya yol açacak olan kırılma hareketi, resme bir gerilim kazandırmıştır. Ön plandaki dalga tepelerinin ardında, kilometrelerce ötede görülmekte olan ve perspektif yüzünden küçük gibi duran Fuji Dağı’nın minyatür görüntüsü arasında bir karşıtlık oluşmaktadır. Dalga, gerçek dağdan daha iri görülmektedir. Resimde, “shogun”lar, asil savaşçılar ve denizciler yerine ince, kırılgan kayıklarında birbirine sokulmuş balıkçılar görürüz: kocaman dalgalar arasında mücadele etmektedirler. Doğanın yin şiddeti, deneyimli balıkçıların rahatlatıcı güven duygularını belirten yang ile sıfırlanmaktadır. Bu şiddetli fırtınaya rağmen güneşin sıcaklığı ve parlaklığı hissedilmektedir. Ayrıca Hokusai’ın burada, balıkçıları göstermesi dikkat çekicidir. Çünkü o dönem Japon toplumundaki hiyerarşiye bakıldığında balıkçılar, en alt seviyede yer alan ve hor görülen insanlardır ve bu yüzden resimleri yapılmaz.
Kanagawa’da Büyük Dalga, Fuji Dağı’nın 36 Görünümü’nden
Şiirler de yazan Hokusai, 75 yaşındayken kendisini ve üslubunu şöyle tanımlamıştır: “6 yaşımdan itibaren cisimlerin şekillerini çizmek için çılgınca bir istek duydum. 50 yaşımda bir desen evreni oluşturmuştum. Ama bence 70 yaşıma kadar yaptıklarımın üstünde durmaya değmez. Ancak 75’ime geldiğimde, doğanın, hayvanların, bitkilerin, ağaçların, kuşların, balık ve böceklerin yapısı hakkında bir şeyler öğrendim. 80 yaşımda, gerçek bir gelişme göreceksiniz. 90 yaşımda kendi yolumu bırakıp hayatın gizemi üzerine yoğunlaşacağım. 100 yaşımda harika bir sanatçı olacağım. 110 yaşımda, yarattığım her şey, bir nokta, bir çizgi, daha önce olmadığı kadar hayatın bir parçası olacak. Benim kadar yaşayacak herkese söz veriyorum. Bunu yaşlanmış biri olarak yazıyorum. Kendime Hokusai demeye alışmışım; ama bugün kendime “Resim Delisi Yaşlı Adam” diyorum.”
83 yaşında otoportre
Masamune’nin Kızı Rolünde Aktör III.Segawa Kikunojo
Kendini beğenmiş, asabi, huysuz, sağı solu belli olmayan ve duygusal bir kişi olan Hokusai, 97 farklı evde yaşamıştır. Kimilerine göre evini temizleme alışkanlığı olmadığından evi oturulamaz hale geldikçe evini değiştirme yoluna gitmiştir. Ayrıca kariyeri boyunca 30 farklı takma isim kullanmış ve ismini değiştirdikçe adeta üslubu da değişime uğramıştır.
Hokusai’ın kişiliğinin ilginç özellikleri, eserlerini yaratma yollarına da yansımış gibi görünmektedir: parmaklarıyla, kürdanlarla, şişeyle, yumurta kabuğuyla resimler yapar, sol elini kullanır, aşağıdan yukarı ve soldan sağa boyar. Bir keresinde, iki serçe figürünü bir pirinç tanesi üzerine resmeder. Bir başka sefer, bir “shogun”, kendisinden bir kapıya resim yapmasını ister; Hokusai, kapıyı yerinden söker, avluya yatırır, bir akarsuyu resmetmek amacıyla önce mavi rengi sürer, sonra canlı bir horoz alıp ayaklarını kırmızı mürekkebe daldırır ve boyalı kapının üzerine doğru horozu kovalar. “Shogun” geldiğinde, kapının üzerinde Tatsuta nehrini ve onun üzerine sonbaharda dökülen akça ağaç yapraklarını görür. Hokusai, bir keresinde de (1804), Edo dışındaki bir tapınakta yere yaydığı 200 metrekarelik bir kağıt tabakasının üzerine bir süpürge ve ahşap bir saki kovası içindeki sulandırılmış mürekkep yardımıyla resim yapar. Çalışması bittiğinde özel olarak kurulan bir iskelenin tepesine çıkan izleyiciler, Zen ustası Daruma’nın dev bir portresiyle karşılaşmaktan dolayı büyük heyecan duymuşlardır. Bu büyük boyutlu çalışmayı 1817 yılında Nagoya’da daha büyük ölçekte yineler ve izleyenleri, yağmur yağarsa herşeyin bozulacağı konusunda uyarır. Yaptığı portrenin 18 metrelik kocaman gözleri, 2.7 metrelik burnu ve 2.1 metrelik ağzı vardır.
Tüm bunların yanı sıra Hokusai, düzinelerce “kendi kendinize” kılavuzu yayınlamıştır. Bunların arasında “Kendinize tek başına dansı öğretin”, “Bir bakışta mükemmel resim” ve “Resimsel sözlük: hızlı başvuru kitabı” gibi yayınlar bulunmaktadır. Tüm bu kılavuzlar, diğer resimlerinde olduğu gibi aynı enerji, zevk ve istekle resimlenmiştir. Bu, son büyük projesi olan “Renk kullanımı hakkında resimli bir kitap” adlı çalışmasının önsözündeki “bir eser ne kadar ucuza maledilirse o denli fazla kişi tarafından okunabilir. Şayet bundan sonra bir çalışmam daha çıkarsa bu yine 80 yıllık tecrübemi insanlarla paylaşma arzumdan kaynaklanacaktır” sözleriyle de desteklenmektedir.
Hokusai, Japon sanatının en önemli temsilcilerinden biri olması, çok üretken bir ressam olması, özellikle ahşap-baskılarının çok beğenilerek dünyanın çeşitli yerlerine yayılması ve ilginç kişiliğiyle her zaman adından söz edilecek bir ressamdır. Hokusai, zaman içinde milliyetleri ve sınırları aşan uluslararası bir sanatçı kimliği kazanmıştır. Japon resminde, manzarayı, kuş ve çiçek resimlerini, bağımsız birer resim türü haline getirmiştir. Renk sentezlerinde, perspektifte cesurca davranmış; portrelerinde zaman zaman aşırı gerçekçiliğe yer vermiştir. Ayrıca Uzakdoğu’ya özgü, zengin hayal dünyasından da yararlanmıştır. Resmettiği konuların çeşitliliğinde bunu görmek mümkündür: genelevlerden Budist resimlere, çiçek resimlerinden manzaralara, komik karikatürlerden hayaletlere!… 89 yıllık yoğun ve uzun yaşamı boyunca Hokusai, çok üretken bir ressam olmuş, ortalama 30 000 resim yapmıştır. Bunların arasında ipek üzerine yaptığı resimler, ahşap-baskı resimler, kitap illüstrasyonları, erotik resimler, tuvaller ve çizimler vardır.
Bu yazı 22 Haziran 2008 günü saat 20.17 civarında yazılmış olup, 207 kez okunmuştur ve 2 yorum almıştır.
24 Haziran, 2008 saat 18:59
uzun ancak bir o kadar da keyifli yazı için çok teşekkür ederim size. işinize karışmak gibi olmasın ama keşke iki hatta üç bölümde yayınlasaydınız. daha sık yazmanız dileklerimle..
13 Temmuz, 2008 saat 18:07
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum ve dikkatlice okumaya çalışıyorum çünkü benim açımdan çok
önemli ÖN çalışmalar bunlar.Tabi ilgilenenler için.Babasını öldüren ressam Richard Dadd se
risinden sonra Japon resminin önemli bir temsilcisini öğrenmiş olduk teşekkürler!.Avrupa ve
Uzakdoğu Japonya’da bu tür gelişmeler olurken acaba rica etsem Arap Sanatı ve özellikle Arap
Resmi üzerine yazarmısınız?.Ben okuyabildiğim kadarıyla Arap Resmi-Osmanlı Resmi anlamın
da ne ciddi bir esere,sanatçıya rastlayabildim(.!.).Çalışmalarınızda başarılar diliyorum!.