Sabah 05.15. Eskişehir’de, bana ait olmayan bir evin bana ait olmayan bir odasında oturuyorum yatağın üzerinde. Önümde laptop. Parmaklarım tuşlarda kaymak bile istemiyor nedense. Yazmak için kendimi mi zorluyorum, ne yapmaya çalışıyorum bilmiyorum. Herkesin soru işaretleri farklı. “Kış neden var, neden sonsuz?” diyor birileri. “ Ben neden varım, neden sonum gelmedi? ” diyor Maça Kızı diye bir hatun kişi. Faturası kabarık geldi geçen on sekiz yılın. Ödemeye niyetim yokken, hacze geldi memurlar. Bedenime kadar neyim varsa alıp götürdüler. Ruhuma kadar neyim varsa ele geçirdiler. Bir kadeh gözyaşı tutuşturdu elime Elvira kişisi. “İç, arın…” dedi en sepya sesiyle. Baktım öylece. Kılıfım nerde? Gözlerim nerde? Ben neredeyim, neden kanıyor kirpiklerim? Kanatlarım nerede?
Siktir et Maça Kızı.. Şerefe!
Yalnızlık tarafımdan seçilmiş bir durum değil. Göz bebeklerim sisli. Yağış baki her mevsimde benim için. Temmuz ortasında üşüyorum, karlar yağıyor dua etmek için açtığım avuçlarıma. Avuç avuç yüzüme sürüyorum sonra. Beyaz yapışmıyor tenime, garip. Karanlık akmıyor bedenimden. Vücudum ödünç alındığından beri Tanrımdan, hiç bu kadar sızlamamıştı kemiklerim. Hiç bu denli kan akmamıştı dudaklarımdan. Şimdi uzaklarda bir yerlerde var olduğunu umduğum ruh ikizim elindeki makasla çığlık çığlığa kırptığı saçlarını özenle dolduruyor bir şarap şişesine. Hissedebiliyorum. Neler olduğunu biliyorum, Tanrım. Dayanamıyorum.
Uyudu kaldı kanatları kana bulanmış meleğim, bense iki saat önce uyandım daha. Gözlerim kapanmaz yatsam bile. Sonsuza kapanmalarını dilerdim oysa. “Gone with the sin” çalarken ölmeliyim. Yağmurun altında, bedenimle değil ruhumla sevişirken güneş kadar temiz bir adamla. En güzel yerinde reklâm giren bir film gibi olmalı hayatım, herkes heyecanla sonraki sahneyi beklerken girmeli reklâm. Ve elektrik kesilmeli aniden. Geri geldiğinde ise çoktan saçma bir Brezilya dizisi yayına girmiş olmalı. Herkes sert bir küfür savurmalı sadece, bir daha asla yayınlanmayacağını bildikleri bir filmin ardından. Senariste duyduğum sonsuz saygı olmasa, şimdi yapardım bunu. Tam şimdi. Ama yayın akışına karışmaya hakkım olmadığını biliyorum. Gone with the sin diyor melekler kulağıma. Günahlarımla gitmek istiyorum uzaklara.
Hava aydınlandı ve uykunun zerresi yok bende. İçimdeki nefret uyutmayacak beni ölene dek, biliyorum. Sadece gözlerimi kapatıp hayal kuruyorum ben. ‘Rüya’ diyor insanlar buna. ‘Bilinçaltının aynası’ diyor Sigismund Freud baba. “Siktir et!” diyorum ben soranlara. Uyuyanquzel ya da Sleepless_beauty, ne fark eder. İkisi de adımdan kaçmak için uydurulmuş değiller mi sanki? Hem ne önemi var ki sigaram dudaklarımın arasında olduğu müddetçe? Bana ne etrafımda olup bitenden? Gelir geçer herkes, her şey. Maça Kızı kalır herkes uyuduğunda geriye. Kırmızı ruj ve uçları kırık saçlarım… Ben; Tanrının gökyüzünden aranıza attığı, o süt beyaz tenli karanlığım.
Gone with the sin my baby, how beautiful u are.
Gone with the sin my baby, completely turn apart…
Bu yazı 16 Haziran 2008 günü saat 18.05 civarında yazılmış olup, 264 kez okunmuştur ve 4 yorum almıştır.
17 Haziran, 2008 saat 10:16
Kız, ben, sana hayranım..!
19 Haziran, 2008 saat 14:39
apocalyotica bittersweet ile ölmek,daha yakışık alır gibi,
ölümüne karışmak gibi oldu ama,öyle olmasın.şöyle bi tavsiye edeyim dedim..
break this bittersweat spell on me..lost in the arms of destiny..
gone with the sin i ise
senin ölümüne sebeb olanlar söylesin..
antipolyanna versiyonu karşında.hoş olmadı değil mi ölüm mölüm bilmem ne..ölürken bu kadar rahat sölenemeyecek laflar bunlar..susmalı/yım..
boşvermeli,dibine vurmalı,gerçi zaten dibi delik ama olsun..bir kez daha vurmalı..
ha bir de
kırıkları aldırmalı..
23 Haziran, 2008 saat 23:44
“güneş kadar temiz bir adam”. Bu betimleme çok ilgimi çekti doğrusu; yani güneş kadar temiz olmak ! Diyelim ki; suçsuz olmak mı ki hangi suç ? yoksa ya da mesela eline kadın eli değmemiş olması mı ? Ya da örneğin hiçbir kadını aldatmayarak sadık; sadakatli bir erkek mi ? Doğrusu sevgili Maça kızı; neyi aradığını merak ettim. Aramaktan kastettiğim “illaki birini bulmak, bulmayı dert etmek” anlamında değil; “arayış”; “sorgulayış” anlamında…
Buarada, evet gerçekten çok güzel yazdıkların; bu ve başkaları da, sadece kendisiyle; sadece kendisini açmakla ilişkili olmak kaydıyla tabiki en umarsız, korkusuz, cesurca, en “delice” şeyler yazmalı insan
25 Haziran, 2008 saat 17:05
beyazı arıyorum ben.
bulacağım da, biliyorum.
teşekkürler, hepinize:)