Online Sohbetlerin bu sefer ki konuğu tursusuyu.blogcu.com adresinden tanıdığımız Fuat.Sinema’dan müthiş kurgularına kadar pek çok konuyla ilgili sorularımı samimiyetle yanıtlamasının yanında çok da keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.Keyifli okumalar !
.
1 Ağustos 2007’de başlamışsın blok yazmaya, nasıl başladın?
Ben ogame oynuyordum, orada biri bahsetti. Dalgasına girdik arkadaşla… O yarı yolda tükendi, ben yola katırlarla devam ediyorum…
Katırları beslemek için uygun yöntemlerin var mı?
Çöp çekiceğiz… Kısa çöpü çeken, berikini yiyecek…
Biraz farklı bir tarzın var, yayınladığın yazıları defalarca değiştirip eklemeler çıkarmalar yapıyorsun. Bunun nedeni nedir?
Aslında daha iyi yazmak için… Başta kendime yazıyorum. Ben ikna olursam.Okuyucuda olur…
İlk kurgun değişiyor mu?
Evet değişebilir… Her an ve her zaman.21 gram filminde karışık kurgu vardı… Filmin yönetmeni kadar senaristi G.Arriaga da çok önemlidir.
Nasıl bir film bu?
Üçleme, yönetmen Inarritu ve senarist Arriaga’nın üçlemesinin 2.ayağı. İlki ‘Paramparça Aşklar Köpekler’ sonuncusu ‘Babel’.Senarist Arriaga edebiyat kökenli biri. Üç film de, kazalar yolu ile kesişmelerin değişik kesimden insanların hayatlarını değiştirmesi üzerine.
Kesişmelerin getirdiği şansa inanır mısın?
Bilinç akışı… Kesişmeler her şeye gebe olabilir, şans, ölüm vs.
Kesişmekten devam edeyim. Bir gün dalgın dalgın yürüyorsun yolda birine çarptın bu kim olsun isterdin?
Zeki baba desem.
Zeki Demirkubuz’dan bahsediyoruz değil mi?
Evet.
Neden peki?
Çok var. İflah olmaz bir Dostoyevski sever. Anti kahramanlardan Raskolnikov asılı duvarında. C Blok ile beraber sinemamız için en büyük değer bence. Bu kadar şöhrete rağmen hala rahatsızlıkları var ve insan ruhu ile ilgili büyük soruları var. Cevapları da bulursa insanlık temize çıkacak. Ama bulsa da açıklamayacaktır.
Saklaması bize acıdığından olabilir mi?
Cevapları bulmaya gönüllü değil bence. Bulmamayı yeğliyordur.
Minimalizmin doğasında vardır bu zaten öyle değil mi?
Yönetmenler için mi?
Evet
Tam olarak değil. Bir yönetmen her an, her şeyi değiştirebilir. Gus Van Sant da minimalisttir ama ‘Can Dostum’ ile ana akım bir film çekip tekrar köklerine dönmüştür.
Blok ve okuyucularına dönersek eğer yazmak ve okunmak ne ifade ediyor senin için ?
Yazmak sıkıntımı azaltıyor, kendimi az da olsa rahatlamış hissediyorum. Ana ve baskın sebep bu. Okunmaya gelince, burası biraz karanlık. Okuyanlardan tam da istediğim gibi yorumlar alamıyorum.Ama bu benimle alakalı bir durum. Diğer kıyıda neler oluyor, aslında hiç bilmiyorum. Sokaklar da öyle. Yazarken atıyorum tutuyorum ama sokağa çıkınca sudan çıkmış balığa dönüyorum.
Kişisel özgürlüklerden vazgeçmemekten kaynaklanıyor olabilir mi? Artık sokaklarda özgür değiliz
Odalar da ya da bilgisayar başında kendimizi daha özgür hissediyorsak, Bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Akacak mecra bulamamakla alakalı.
Kıyılar gidip bakılacak kadar da yakın aslında!
Cüzzamlının insanları korkutmamak ya da iğrendirmemek için örtünmesi gibi diyelim. Ama toplum hazır mı bunlara?
Toplum hiç bir zaman hiç bir şeye hazır değildir
Tamamen katılıyorum.
Kendini tanımlarken “Beyninin kıvrımları arasından bir görüp bir kaybolan bir sirk palyaçosunun kırmızı şortunun cebindeki kırmızı lastik topa dönüşüyor, Palyoçanın cebindeki şişkinliği görmesi orda o topun olduğunu bilmesi kendini mutlu ediyordu” diyorsun. Mutluğun bu açılımına ne kadar anlatıyor seni?
O arkadaş üç cinayet işlemiş, sorunlu biri. Benim dandik roman denememdeki asıl kişi. O kısmı da oradan almıştım. Ama kendimle de çekinmeden özdeşleştirebilirim. Oradaki açılımdan yola çıkarsak, kullanılmış zamana geri dönme arzusundan doğan sahte bir tatmin, zorunlu mutluluklarla ayakta durma çabası bu ütopyalar için. Geri besleme.
Seni anlamak çok mu zor?
Ben son derece basit cümleler kurduğumu düşünüyorum.Son derece basit. ‘Basit’ kelimesi hastalıklı bir kelimedir. O kelimenin etrafından binlerce acımasız, tekin olmayan topraklara ayak basarsınız da, kendinizi güllük gülistanlık bir yerde sanırsınız.
Düz kelimeler üzerinde binlerce anlam gezinir, belki bu yüzden,kimse düşünme zahmetine katlanmak gibi bir vakit kaybı istemiyor olabilir mi?
Tamamıyla öyle…
Senden alıntı yapıyorum bu sorum için “Facoults Pendulum (Fuko sarkaçı) seyrederken dalıp hipnotize olan müze ziyaretçileri kendilerine geldiklerinde her şeylerinin çalındığını fark ettiler. Fark etme eyleminde bayağı zorlandılar, çünkü sarkaç akıllarını almışlardı.”Yaşadığımız tüm gerçeklik bundan ibaret olabilir mi?
Şimdi düşününce bana olabilir gibi geliyor.. hayatı yaşıyoruz, canlıyız ama derinlemesine hissedemiyoruz. Zamanın akışını, hızını kestiremiyoruz.Şaşkın tavuk gibi bir şeylere ulaşmaya yakın kesilme vaktimiz geliyor…
Belki ulaşmak için kesiliyor olabilir miyiz?
Bizim ulaşmamız için birilerinin bizi kesmesi insanlık için belki de acınacak bir durum. Başka varlıklara muhtaç olduğumuzu düşünmek, ‘mutlak doğru’nun dünya tarafından kabullenilebilinir bir şekilde tarif edilememesi, acımızı basitleştiriyor.
Biraz açalım bunu istersen! İnsan özünde zaten muhtaç değil midir?
Bu biraz da insanın düşünme şekliyle alakalı. Bütün dünya halkları muhtaç olmadıklarını düşünürlerse, onlara kim yanlış yolda olduklarını söyleyebilir? Yaratıcıdan bir açık mesaj gelirse bu da imtihanın sırrını bozmuş olur. Varsayımlar bunlar.
Çok sevdiğim bir soru var sana da sormak istiyorum. Freud seni terapiye alsa ortaya neler dökülürdü?
Hiç bir fikrim yok. Sence, kayda değer bir şeyler çıkar mıydı ortaya? Bence beni kızılcık sopasıyla kovalardı
Freud ve dövmek Bunun sende kalıcı hasarlara neden olacağını bildiğinden yapmazdı bence!
Yakalayamayacağını varsayıyoruz
Neler besliyor seni yazarken, okuduğun kitaplar, dinlediğin müzikler, hayranı olduğun yazarlar?
Başta Dostoyevski, Sartre, Camus, Said-i Nursi, Sabahattin Ali, Ferit Edgü, gibi… Pek anlamasam da felsefe okumalarım da var. Hegel’in hastasıyım ama beni fena eziyor. Şu meşhur efendi-köle diyalektiğini üzerimde uygulamak için yazmış sanki. Benim ilk göz ağrım müzik. Müziğin iyisini tür ayırt etmeden dinlerim. Kendime gelmem için biraz sert olanlarını dinlemem gerekiyor.
Peki, neler izlersin?
Ben yönetmenine göre seçerim filmleri. Başta Coppola, Kubrick, Cronenberg, Tarkovski, Leone, Lynch, Scorsese, D.Boyle, Haneke, D.Fincher, J.Jarmusch, Wenders, T.Gilliam. Son İzlandadan Dagur Kari ve Baltazar çıktı.
Ciddi bir arşivin olduğunu düşünüyorum!
Yok aslında. Orada burada iyi film kokusu alırsam gider seyrederim.
Bir filmdeki tek kriterin yönetmenler mi? Oyuncular peki?
Oyuncular 5. veya 6. sırada gelir. Yönetmen, senaryo, atmosfer, görsellik, kurgu…
Diyelim ki rüya tabirleri yazarısın. Kırmızı kiremitleri olan bir evde lavabo da yüzünü yıkıyor olduğunu görseydin rüyanda. Sabah neye yorardın bunu?
Rüya tabirleri yazarı olsaydım, O mertebeye gelene kadar aklımı yitirmiş olacağımdan, her türlü saçmalama hakkımı kullanırdım. Bu da yitirdiğim aklımı anımsamak adına bana belki de paslı kapıları aralar, o aralıktan geçmişimi yâd ederdim. Ya da meslek icabı rüyalarımı iplemezdim. Ya da daha iyi bir tabirciye yordururdum. Ya da…
Bu böyle gider mi?
Sonsuza kadar…
Komplo teorilerin var mı?
Komplo teorilerinin saçmalık olduğunu söylemenin aslında en büyük komplo teorisi olduğunu düşünürsek, evet var.
Anlatır mısın?
Sıradan, monoton hayatlarımız bir gün gelecek tamamen değişecek. Belki bir süreliğine Amerika hariç, bütün dünya halkları kapkaranlık bir çağa geçecek. Komik gibi ama bu bir gün mutlaka olacak, olmak zorunda. Tersi eşyanın tabiatına aykırı olur.
Neden Amerika hariç?
Bir süreliğine, çünkü ilk adımı onlar atacak bence. Sonra onlar da bu ateşte yanacak, Kaçınılmaz. Komşunuzda yangın varsa, evinizde rahatça oturamazsınız. Irak bize çok uzak gibi, medya bizi alıştırmış. Ama hepimiz bir gün çıplak gerçekle yüzleşeceğiz.
İşte gündemin komplo teorisi de bu. Herkes gün gelip sıranın ülkemize geleceğini düşünüyor?
Ülke insanı gibi değil de, daha geniş ölçekli, evrensel bakarsak, biz veya İran veya Gürcistan veya Fransa, fark eder mi?
Bu yüzden son sorularımızdan biri "Bütün dünya mikrofonları birleşsin mi?"
Valla böyle anlamlar katılabileceğini düşünseydim yazamazdım, bravo diyorum, bu yüzden okuyucuya muhtacım diyorum. Ben ne yazdığımın farkında değilim aslında. Aslında kendimi yazar olarak görmüyorum. Karalıyoruz herkes kadar işte. Okumak daha büyük bir erdem, okuyacak iyi şeyler bulduğumuz sürece, yazanın önemi yok.
Peki, sen başladığın yere dönmek ister miydin?
Asla istemezdim. Bu en büyük kabusum olurdu…
Bitirken sormadan olmaz birmilyonfikir hakkında neler düşünüyorsun?
Gördüğüm kadarıyla insanı yormayan, ilgi çekici bir yer.”Hadi bir de bundan, bir de ondan, pilavdan da ye” havası yok.
Samimiyetle sorularımı cevapladığın ve zaman ayırdığın için çok teşekkürler.
Rica ederim ben teşekkür ederim.
Bu yazı 25 Mayıs 2008 günü saat 16.32 civarında yazılmış olup, 204 kez okunmuştur ve henüz hiç yorum almamıştır.