<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/2.3.3" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>Bir Milyon Fikir</title>
	<link>http://www.birmilyonfikir.com</link>
	<description>Homurdanma, yaz!</description>
	<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 14:02:35 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3.3</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Bilinmeyen Bir Coğrafyadayım..</title>
		<link>http://www.birmilyonfikir.com/bilinmeyen-bir-cografyadayim/</link>
		<comments>http://www.birmilyonfikir.com/bilinmeyen-bir-cografyadayim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 14:02:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sebnem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birmilyonfikir.com/bilinmeyen-bir-cografyadayim/</guid>
		<description><![CDATA[Uzağa Giden olmak başka bir şey
Uzun zaman olmuş toprağa elimi vurmayalı
Seralarda ter döken kadınlarla konuştum bugün uzun uzun
Domates gerçekten zehir saçıyor mu dedim
Gülümsediler
Akan terlerini gösterdiler
Alın terinden zehir çıkar mı der gibi yüzüme güldüler
Ben sustum
Usulca kendimi yola vurdum
Sıcak
Yerden ateş çıkıyor
Cehennemi düşündüm
İçim üşüdü
Yardan kimseyi ayrı koyma diye dua ettim Yaradan&#8217;a
Neredeyse her yazımda yazdığım ciğerlerime gökyüzünü kaçırmanın anlamını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzağa Giden olmak başka bir şey<br />
Uzun zaman olmuş toprağa elimi vurmayalı<br />
Seralarda ter döken kadınlarla konuştum bugün uzun uzun<br />
Domates gerçekten zehir saçıyor mu dedim<br />
Gülümsediler<br />
Akan terlerini gösterdiler<br />
Alın terinden zehir çıkar mı der gibi yüzüme güldüler<br />
Ben sustum<br />
Usulca kendimi yola vurdum<br />
Sıcak<br />
Yerden ateş çıkıyor<br />
Cehennemi düşündüm<br />
İçim üşüdü<br />
Yardan kimseyi ayrı koyma diye dua ettim Yaradan&#8217;a<br />
Neredeyse her yazımda yazdığım ciğerlerime gökyüzünü kaçırmanın anlamını çözdüm<br />
Gökyüzü başka güzel göründü gözüme<br />
İçinde yüzdüm</p>
<p>**</p>
<p>Uzaklardayım<br />
Yok öyle uzanmadım kumsala<br />
Güneş gerçekten içime damlıyor ama<br />
Bir avuç köy çocuğu top peşinde koşuyor<br />
Belki biri Arda olur kim bilir?<br />
Ya da Volkan gibi patlar!<br />
Akdeniz&#8217;de Kız Dağları&#8217;nda yaşama tutunmaya çalışıyor bir grup insan<br />
Yörüklerle yaşamak başka bir öğreti<br />
Son günlerde<br />
Sabır, beklemek ve özlemekle terbiye ettiğim nefsim için bulunmaz bir okul burası<br />
Zengin bir sofraya kuruldum<br />
Ruhumu doyuruyorum<br />
Üretken güleç yürekler<br />
Akşam ateşin başına oturup memleket hikayeleri dinlemek<br />
Ötelerden görünürken Kıbrıs<br />
Hele hele bu günlerde<br />
Yıldönümü de yaklaşmışken<br />
&#8220;Ayşe tatile çıksın mı?&#8221; diye iç geçiriyor 70&#8242;lik dedeler<br />
Ayşe çoktan tatile çıkmış<br />
Giymiş bikinisini<br />
O tatil Bodrum&#8217;da ama<br />
Hey gidi Ecevit!</p>
<p>**</p>
<p>Yaşam akıp giderken ben başka bir nehirim nereye akıp gideceğim..<br />
Biliyorum bir nehirde iki kere yıkanılmaz..<br />
Uzaklardan selam olsun bir milyon fikir!<br />
Yerleşik düzenden uzakta kocaman bir ay<br />
Eee kolay değil denizlerin kumuyum<br />
Gelecek ay beni bırakma yaz diye yapışınca sevgiliye<br />
Bu satırları anımsar gülümseriz..<br />
Aklımdaki tek düşünce nasıl ayakkabı giyeceğim!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!<br />
Bir masanın ardına ruhumu nasıl hapsedeceğim!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!<br />
Döner miyim bilmiyorum şehre<br />
Kürkçü dükkanı elbet ya:)</p>
<p>**</p>
<p>Bu satırları bir köy kahvesinden yazıyorum<br />
Önümde tavşan kanı adaçayı:)<br />
Bizim ki ömre yolculuk<br />
Çok uzun zaman oldu tekneyle açılmayalı<br />
Denizden çıkan düşüncelerle belki yağarım bir süre sonra bir milyon fikir<br />
Siz şemsiyeleri ters çevirim suyu biriktirin<br />
Uzaklardan selam olsun herkese..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birmilyonfikir.com/bilinmeyen-bir-cografyadayim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Barış Mevsimi (23)</title>
		<link>http://www.birmilyonfikir.com/baris-mevsimi-24/</link>
		<comments>http://www.birmilyonfikir.com/baris-mevsimi-24/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jul 2008 20:32:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkan Bal</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birmilyonfikir.com/baris-mevsimi-24/</guid>
		<description><![CDATA[
Dost bildiği yürekler, adamın yorgun yüreğini her dalgada kırık dökük bir sandal gibi sahile fırlatıyordu. Sahilde ise bekleyen hep o vardı. Adamı bağrına basıyor, yaralarını tedavi ediyor ve bir müddet sonra onun yine teknesine atlayıp denize açılacağını bilse de: Gitme, kal! demiyordu. Çünkü adamı seviyor, onun dilediğince davranması gerektiğine inanıyordu.  Zaman içerisinde dalgalar o [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font color="#5B6125"><br />
Dost bildiği yürekler, adamın yorgun yüreğini her dalgada kırık dökük bir sandal gibi sahile fırlatıyordu. Sahilde ise bekleyen hep o vardı. Adamı bağrına basıyor, yaralarını tedavi ediyor ve bir müddet sonra onun yine teknesine atlayıp denize açılacağını bilse de: Gitme, kal! demiyordu. Çünkü adamı seviyor, onun dilediğince davranması gerektiğine inanıyordu.  Zaman içerisinde dalgalar o kadar şiddetli ve adam o kadar dirençsiz hale gelmişti ki onun bu haline içten içe de üzülmüyor değildi. Ancak adamın güçlü olduğuna bir çözüm bulacağına inancı tamdı.<br />
<font color="#FF2525"><br />
<font face="Tahoma" size="3"><br />
<img src="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:fMSu0TqBolRLwM:http://www.tuuce.com/wp-content/uploads/2006/11/k%C3%BCst%C3%BCm.JPG" alt="" /><br />
<BR><br />
KÜSME GELECEĞİM<br />
<font color="#0D324F"><br />
vakit yok mutluluğa<br />
anlık yaşa,<br />
günü kurtar<br />
bu: ben değilim<br />
<br />
yuvarlanmak belki<br />
ama yaşamak değil<br />
Kafdağı,<br />
deli dumrul,<br />
realite&#8230;<br />
mutluluk?<br />
bu: o değil<br />
<br />
hamamböcekleri,<br />
ekmek kırıntıları,<br />
rutubetten nem kap.<br />
akrep dolu zihinler,<br />
kaç yelkovan,<br />
kaçtı gitti<br />
önümüzden.<br />
<br />
<img src="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:fbOg9jGcMxLeyM:http://www.guzel-resimler.org/data/media/205/Mimosa_Kstm_Otu_Resimleri.jpg" alt="" /><br />
<br />
yıldızları seyret<br />
sırtüstü uzan<br />
ve mutlu ol,<br />
orda bir yıldız<br />
gülümsüyor bak<br />
mutluluk paritesi<br />
dolar yüreklere<br />
Samanyolu&#8230;<br />
<br />
ışığının peşi sırayım<br />
Ay da hayat var mı?<br />
Ay sevmeyi bilir mi?<br />
yada sen bilir misin?<br />
asıl onu söyle bir<br />
hayat olabilir&#8230;<br />
<font color="#FF2525"><br />
 2<br />
<br />
<img src="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:IZEy_u2ehGZ7lM:http://www.2023bilgitoplumu.com/resimler/kardelen9.jpg" alt="" /><br />
<font color="#0D324F"><br />
eğil, boyun eğ<br />
ayaklarının arasından<br />
seyret dolunayı<br />
ve insanlar<br />
tersten bakınca<br />
küçücükler&#8230;<br />
küçümse ve gülümse<br />
<br />
koynunda yılan besle<br />
akrep ve çıyan<br />
derdim derdinle dost<br />
gezmeye çıktılar<br />
uyanıp sabaha karşı.<br />
<br />
<img src="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:AyGn9kBMV7KyKM:http://www.botanik.uni-karlsruhe.de/garten/fotos-knoch/Mimosa%2520pudica%2520Sinnpflanze%25204.jpg" alt="" /><br />
paylaşacak<br />
çok şeyi var insanların<br />
ev kirası,<br />
elektrik su parası<br />
yazlık taksiti&#8230;<br />
bir sevgiye vakit kalmadı<br />
ayrı düştü<br />
ayrılamayanlar.<br />
<br />
dua ediyoruz.<br />
duyarsan<br />
sen de katıl.<br />
dua etmek iyidir,<br />
iyi olan asıl sensin<br />
tüm iyiler için<br />
eller havada&#8230;<br />
<br />
<img src="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:EeCkjYoyNdgLhM:http://www.resimler.tv/data/media/244/mimoza.jpg" alt="" /><br />
<br />
yürek yanığının<br />
yok ki merhemi<br />
sabır, zor bir çare<br />
sen, ben, biz biçare..<br />
<br />
ver Allah&#8217;ım ver<br />
yağ, yağ yağmur<br />
Tarlada çamur&#8230;<br />
<br />
çocuk şarkıları:<br />
küskün çiçeğim:<br />
<strong>-küsme, geleceğim.</strong><br />
<font face="Verdana" size="2"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birmilyonfikir.com/baris-mevsimi-24/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Uçan Süpürge</title>
		<link>http://www.birmilyonfikir.com/ucan-supurge/</link>
		<comments>http://www.birmilyonfikir.com/ucan-supurge/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jul 2008 05:56:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lancelot</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birmilyonfikir.com/ucan-supurge/</guid>
		<description><![CDATA[Zaman ve mekân kavramının olmadığı bir dünyada, bilinmeyen bir yerlerde, göz alabildiğine uzanan yeşillikler içinde bir eski bir ev vardır.
.
Bu evde yaşayan bir prenses, diğer bir bilinmeyen ülkenin prensiyle büyük bir aşk yaşıyordur. Bu eski evden keman sesi ve mum alevleri hiç eksik olmaz ve neşe içinde yaşıyorlardır.
.
Ta ki prensesin içindeki güzellik saplantısını ortaya çıkaran [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman ve mekân kavramının olmadığı bir dünyada, bilinmeyen bir yerlerde, göz alabildiğine uzanan yeşillikler içinde bir eski bir ev vardır.<br />
.<br />
Bu evde yaşayan bir prenses, diğer bir bilinmeyen ülkenin prensiyle büyük bir aşk yaşıyordur. Bu eski evden keman sesi ve mum alevleri hiç eksik olmaz ve neşe içinde yaşıyorlardır.<br />
.<br />
Ta ki prensesin içindeki güzellik saplantısını ortaya çıkaran ürünler icat edilinceye dek….<br />
.<br />
Bir gün postacı içi güzellik malzemeleri reklamlarıyla dolu, bir dolu zarf bırakır kapıya. prenses yalnız kaldıkça kapıya bırakılan moda dergilerini, reklamları okumaya başlar.<br />
.<br />
Derken prens bir gün uzak diyarlara ava gider.<br />
.<br />
Prenses gün boyunca göz altı için gündüz kremi, göz üstü için gündüz kremi, göz altı için gece kremi, göz üstü için gece kremi,1.No’dan başlayan 10.No’ ya kadar giden fondötenler,allıklar,pulluklar,göz kalemleri,envai çeşitte,boyalar arasında kaybolur olur…<br />
.<br />
Bu sırada dış dünyada Büyücülerden bir tanesi Nip-Tuck diye bir kavramı icat edip bu kavramın altında mesleğini icat etmeye başlar. Bu büyücü insanların yüzündeki deriyi gerdirir, burunlarının ucunu gökyüzüne kaldırır,abur cuburdan yağlanan göbek ve basenlerdeki yağları yok edermiş.Yüksek katlı Hillside’leri ve SPA’ları mesken tutan insanlara hizmet vermeye başlar olmuşlar.<br />
.<br />
Kendi kendine uyguladığı boyamalar kesmeyen prenses bir süre sonra bu büyücünün namını duyar ve onun bulunduğu yere gider.Orasını burasını botoxlatmaya,silikon iksiriyle şişirmeye,yüzünü gerdirmeye,burnuyla oynatmaya başlar.<br />
.<br />
Amacı; “En güzel kadın 90-60-90 fiziğinde,elmacık kemiği şöyle çıkık,göz rengi şöyle renkli,yüzü şu tonda olur” kısıtlamalarının içinde en güzel olmaktır.<br />
.<br />
Bu standartları kimin belirlediğini bilmiyordur prenses. İnsanların içindeki saplantılardan faydalanan,hesapta güzellik vaat eden ürünleri üretip pazarlayan bir sistemin ağına düşer.<br />
.</p>
<p>Bir gün prens geri döner şatoya.Prensesini bulur,bulur ama bir bakar ki prensesi o bıraktığı prenses değil….Günler sonra prensle prenses devamlı kavga etmeye başlarlar.<br />
.<br />
Bir gün “Bendeki aşk olmasa sendeki güzellik beş para etmez “ der gibisinden bir şeyler söyleyip döner sırtını gider.Prensesini;maskeler,kremler,fırçalar,pudralarla dolu dünyasında bırakıp gider.kompleksli ruhlara emanet eder…<br />
.<br />
Prens çıkar çıkmaz daha da bir hırsla saldırır kremlerine prenses.Renk-Renk Alacalı bulacalı kremleri yüzünde denerken aklına hiç gelmiyordu hammaddesinin yavru balinalardan olduğunun.Güzellik adına ne dayatılıyorsa dayanır yüzüne.<br />
.<br />
En güzel o olmalıydı ! en ulaşılmaz olmalıydı hatta.<br />
Prens’i sadece onu sevmeliydi,sadece onu.Ondan başkasını düşünmemeliydi.<br />
.<br />
Peki, prens ne yapmıştı ki güzel olmak adına? Sadece kendisi gibi olmuştu.Prensese de kendisi gibi olmak yeterdi halbuki.<br />
.<br />
Makyaj masasından hırsla kalkar prenses,arkasındaki boy aynasına yönelir.Hırsla sorar<br />
.<br />
-Ayna ayna söyle bana en güzel kim bu dünyada<br />
.<br />
Oda aydınlanır önce mumun ürkek aleviyle sonra yine karanlığa bürünür.Aynanın içinden bir suret belirir,yüzü odadan daha karanlıktır.<br />
.<br />
-Senin olmadığını biliyorum.der sadece.<br />
.<br />
Prenses arkasın döner.Tekrar oturur makyaj masasına.Taşlı yüzüklerle dolu parmaklarının arasına alır fırçayı,saçlarını taramaya başlar.Taradıkça saçları dökülmeye başlar prensesin.Ama en güzel o olmalıydı ! biraz daha taramalıydı…<br />
Kendine geldiğinde kafa derisi görünüyordu prensesin.Çığlık çığlığa ayağa kalkar,arkasını döner ve aynaya koşar.<br />
.<br />
-Ayna ayna söyle bana en güzel kim bu dünyada ?<br />
.<br />
Yine aydınlık tekrar karanlık ve aynı karanlık suret.<br />
.<br />
-Sen olmadığın kesin ! der sadece.<br />
.<br />
Kız daha da bir hırsla banyoya koşar,ahşap küvetinin içine kaynar suyu doldurur ve giriverir içine.Hırsla ayaklarını törpülemeye,sırtını,göğsünü ve yüzünü liflemeye başlar….<br />
Kendine geldiğinde derisi sürtülmekten yüzülmüş.Ağlıyordur…<br />
Bornozunu giyinir aynanın karşısına geçer.<br />
.<br />
-Ayna ayna söyle bana en güzel kim bu dünyada ?<br />
.<br />
Aynı terane döner.Ayna konuşur.<br />
.<br />
-Sen değilsin !<br />
.<br />
Prenses bırakır sonra her şeyi. kendisini odasına kapatır, deli gibi düşünmeye başlar.Aylar sonra dışarı çıkar deniz kıyısına iner.Kumlarda,ayakları çıplak,ipek elbisesiyle yürümeye başlar.kafa derisi tüylenmeye başlamıştır prensesin.<br />
.<br />
Denize doğru döner ellerini göğsüne kavuşturur,yürümeye başlar.Ayakları denize ilk değdiğinde son makyajını yaptığındaki gibi hisseder kendisini,ürperir.<br />
.<br />
Anlar ki denizde her adım atışında bir bir geriye doğru silinecekti yaptıkları…<br />
Yürüdükçe saçları uzamaya,derisi güzelleşmeye,dudakları kırmızılaşmaya,gözleri yine eskisi gibi mavileşmeye başlar.<br />
Bir adım daha atar,bir adım daha,bir adım daha,her adımında vücudu kirlerinden arınıyordu.Artık son bir adım kalmıştır.Burnu suyun üzerindedir prensesin zorlukla nefes alıyordur.<br />
O kadar kibirlidir ki prenses en güzel olarak kalmalıyım der.son adımına kadar geldiğinde hiçbir makyaj,hiçbir estetik operasyon yapmamış halindeki gibidir prenses.<br />
Son adımıyla en güzel olacaktır artık.<br />
Ve adımını atar prenses mumlar söner,prensesin son nefesinde bıraktığı kefaret rüzgarıyla,perde kararır,mutlu günlerin siyah beyaz fotoğraflarından geriye beyaz birer parşömen kalır….<br />
.<br />
Ayna konuşmaya başlar.</p>
<p>-En güzel sensin artık…….</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birmilyonfikir.com/ucan-supurge/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Karpuz Kavun Feministleri..</title>
		<link>http://www.birmilyonfikir.com/karpuz-kavun-feministleri/</link>
		<comments>http://www.birmilyonfikir.com/karpuz-kavun-feministleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jul 2008 05:27:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>&#60;Çocuk&#62;</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birmilyonfikir.com/karpuz-kavun-feministleri/</guid>
		<description><![CDATA[     Yaz mevsiminin gelmesi ablamlara yaradı..
***
     Kaç gündür akşam yemeği niyetine, karpuz ve kavun yediriyorlar.. Böyle giderse, yakında ot yedirmeye başlayacaklar ki; sen o zaman seyret cümbüşü..
***
     Neymiş efendim; yaz aylarında ağır yemekler yenmezmiş, mideye zararlı imiş.. Hani bu cümleleri sahiden beni düşünerek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>     Yaz mevsiminin gelmesi ablamlara yaradı..<br />
***</p>
<p>     Kaç gündür akşam yemeği niyetine, karpuz ve kavun yediriyorlar.. Böyle giderse, yakında ot yedirmeye başlayacaklar ki; sen o zaman seyret cümbüşü..<br />
***<br />
     Neymiş efendim; yaz aylarında ağır yemekler yenmezmiş, mideye zararlı imiş.. Hani bu cümleleri sahiden beni düşünerek söylediklerini bilsem, sevineceğim.. Lâkin canım ablalarım yemek yapmamak için yaz mevsimini ve benim sağlığımı bahane ediyorlar..<br />
***<br />
     Onları karpuz ve kavun ikilisinden soğutmak için bazı plânlarım var ama bu plânları nasıl uygulayacağımı bilmiyorum.. Kapruz ve kavundan soğutmak için iki şey düşündüm.. İlki; karpuz ve kavunun selülit yaptığını, yaşlanmayı hızlandırdığını söyleyen bir gazete veya dergi yazısını para ile birilerine yazdırmak ve bu yazıyı ablamlara okutmak.. Bugünlerde gazeteci satın almak kolay olduğundan, bunun kolay olabileceğini düşünüyorum.. Yok eğer gazetecilerin hepsi namus timsali kesilir de yalan haber yapmak istemezlerse, bir yolunu bulacağım ve hiç kesilmemiş karpuz ve kavunun içine örümcek veya kene gibi böcüklerden koyacağım (&#8221;böcek&#8221; dendiğini biliyorum ama paşa gönlüm &#8220;böcük&#8221; demek istedi.. ).. Canım ablalarım, son zamanlarda teröristlerden çok, kenelerden korkuyorlar.. Zavallı, mini minnacık bir kenenin, bizim karpuzun içinden çıkması demek, bu eve bir daha karpuz veya kavun alınmaması demektir.. Sonra gelsin lahmacunlar, kızartmalar, mideye zararlı ruha faydalı yiyecekler..<br />
***</p>
<p>     &#8230;artık sahiden feminist denilen, esasında erkek olmak isteyen kadınların, ülke yönetimini ele geçirmelerinden sonra ev yönetimini de ele geçirmeye başladıklarını üzülerek izliyorum.. Erkek cinsinin tek umudu olarak, şuan için elim-kolum bağlı bir vaziyette karpuz ve kavun ikilisini akşam yemeği niyetine yiyor olabilirim ama çok geçmez, antifeminist bir dernek kurar, erkekleri erk sahibi oldukları günlere yeniden döndürebilirim..<br />
***<br />
     &#8230; tabii önce karnımı doyurmalıyım.. Aç bir antifeminist erkek, yeterince faydalı olamaz.. Faydalı olabilmesi için önce birkaç lahmacun yemelidir..<br />
***<br />
     &#8230;lahmacun.. ups.. sihirli kelime.. </p>
<p>***<br />
     &#8230;ağzım sulandı yahu.. Ayrıca canım çekti.. Üstelik erkek çocuğuyum.. Bir hamile kadının canı bir şey çekince yapılır, bir de erkek çocuğunun canı bir şey çekince.. Aksi taktirde her ikisinin de bir şeyleri şişip düşebilir.. </p>
<p>***<br />
***<br />
<strong>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</strong><br />
+ Öyle büyük bir Peygamberin (s.a.v); günahkâr, zavallı, aciz ve hayr&#8217;dan yoksun ümmeti olarak, sana bu kutsal gecede bir kez daha el açtık, aff diliyoruz  Ya Rabb.. Sen ki, Gaffur&#8217;sun, Rahman&#8217;sın, Rahim&#8217;sin.. Sen ki, &#8220;Bana dua edin, kabul edeyim&#8221; diyensin.. Sen ki, &#8220;Şükrünüz/duanız olmasa idi ne işe yarardınız?&#8221; diyensin.. Allah&#8217;ım, tekrar sana yönelenlerden, Sen&#8217;in ve Efendiler Efendisi&#8217;nin (s.a.v) yolundan gidenlerden eyle.. Günahlarımızı affet, bu kutsal gecenin ve Canan&#8217;ın olan Peygamberimiz Hz.Muhammed Efendimiz&#8217;in (s.a.v) yüzüsuyu hürmetine affet bizleri.. Sen&#8217;den başka sığınacağımız kimse yok; bizi huzuruna günahsız ümmet olarak kabul et..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birmilyonfikir.com/karpuz-kavun-feministleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Belkıs Çakır’ın Anısına..</title>
		<link>http://www.birmilyonfikir.com/belkis-cakir%e2%80%99in-anisina/</link>
		<comments>http://www.birmilyonfikir.com/belkis-cakir%e2%80%99in-anisina/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 19:54:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sebnem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birmilyonfikir.com/belkis-cakir%e2%80%99in-anisina/</guid>
		<description><![CDATA[Sıcak bir yazdı anımsadığım. &#220;niversitenin ilk yılı bitmişti. Son beş yazdır olduğu gibi aileme ait bir iş yerinde &#231;alışıyordum. Yazları sıcak ve kurak ge&#231;en bozkır ikliminde tek eğlencem kitaplardı. Haftada 2-3 kez de sinemanın yolunu tutardım. O g&#252;nlerde kavradım yalnız sinema izlemenin ne derece keyifli olduğunu. &#199;ocukluğu &#252;zerimden bir t&#252;rl&#252; &#231;ıkartmak istemediğim g&#252;nlerdi. Son g&#252;nlerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sıcak bir yazdı anımsadığım. &#220;niversitenin ilk yılı bitmişti. Son beş yazdır olduğu gibi aileme ait bir iş yerinde &#231;alışıyordum. Yazları sıcak ve kurak ge&#231;en bozkır ikliminde tek eğlencem kitaplardı. Haftada 2-3 kez de sinemanın yolunu tutardım. O g&#252;nlerde kavradım yalnız sinema izlemenin ne derece keyifli olduğunu. &#199;ocukluğu &#252;zerimden bir t&#252;rl&#252; &#231;ıkartmak istemediğim g&#252;nlerdi. Son g&#252;nlerde tatile gitmeyen arkadaşlarımla buluşup yeni a&#231;ılan pizzacıda vakit ge&#231;irmeye daha doğrusu &#246;ld&#252;rmeye başlamıştık. S&#246;zde &#252;niversite 2 sınıf &#246;ğrencisiydim.. Yaptıklarımın liseli bir &#246;ğrenciden &#231;ok farkı yoktu..</strong> </p>
<p><a href="http://www.birmilyonfikir.com/wp-content/uploads/ayrac77.gif"><img style="border-right: 0px; border-top: 0px; border-left: 0px; border-bottom: 0px" height="12" alt="ayrac" src="http://www.birmilyonfikir.com/wp-content/uploads/ayrac-thumb77.gif" width="11" border="0" /></a> </p>
<p>Sivas olaylarının &#252;zerinden on beş, belki de yirmi g&#252;n ge&#231;mişti. &#214;n&#252;mde gazete Sivas haberlerini okuyordum. Metin Altıok&#8217;un şiirleri her yerde yayımlanıyordu. &#199;ılgın bir Aziz Nesin furyası başlamıştı. Herkes Aziz Nesin&#8217;i konuşuyordu. Kitaplarını daha &#231;ok kişide g&#246;rmeye başlamıştım. Kendimi kaptırmış bir şekilde gazete okurken i&#231;eriye lise arkadaşım Hakan girdi. Babasının aynı pasajda ofisi vardı. Canı sıkılınca bizi ziyarete gelirdi. Gazeteye baktı <strong>&#231;ok &#252;zg&#252;n&#252;m</strong> dedi. <strong>Ben de</strong> dedim. <strong>Olayları anlamaya &#231;alışıyorum sadece</strong> dedim. Y&#252;z&#252;me baktı <strong>seni daha &#252;zg&#252;n bulacağımı sanmıştım</strong> dedi. Ne demek istediğini hi&#231; anlamadım. Şaşkın şaşkın y&#252;z&#252;ne baktım. Hakan durdu <strong>senin hi&#231;bir şeyden haberin yok</strong> dedi. <strong>Neden haberim yok</strong> dedim ve ayağa kalktığımı anımsıyorum sadece. <strong>Orada Belks&#8217;da yandı</strong> dedi. <strong>Hangi Belkıs</strong> dedim. Sadece bağırdığımı anımsıyorum bu doğru değil. Elime telefonu aldım ve hemen Belkıs&#8217;ların evini aradım. <strong>Ben Şebnem! Belkıs&#8217;ı telefona verir misiniz</strong> dedim.. Karşıdan gelen tek ses &#8220;<strong>Kuzuuuuuuuuum</strong>&#8221; oldu! Arkadaşım artık yoktu!&#8221; Temmuz 1993</p>
<p><a href="http://www.birmilyonfikir.com/wp-content/uploads/ayrac77.gif"><img style="border-right: 0px; border-top: 0px; border-left: 0px; border-bottom: 0px" height="12" alt="ayrac" src="http://www.birmilyonfikir.com/wp-content/uploads/ayrac-thumb77.gif" width="11" border="0" /></a> </p>
<blockquote><p>Ben şimdi biraz da</p>
<p>Senin i&#231;in g&#246;r&#252;yorum;</p>
<p>G&#246;ky&#252;z&#252;n&#252;n parlak,</p>
<p>Bakış seken mavisini.</p>
<p>Ben şimdi biraz da</p>
<p>Senin i&#231;in duyuyorum;</p>
<p>Gecenin o sarsak,</p>
<p>Yokuş &#231;ıkan ezgisini.</p>
<p>Ben şimdi kanayarak</p>
<p>Senin i&#231;in yaşıyorum;</p>
<p>Sazan derisi gibi</p>
<p>G&#252;nlerimi k&#252;lle soyarak</p>
</blockquote>
<p><a href="http://www.birmilyonfikir.com/wp-content/uploads/ayrac77.gif"><img style="border-right: 0px; border-top: 0px; border-left: 0px; border-bottom: 0px" height="12" alt="ayrac" src="http://www.birmilyonfikir.com/wp-content/uploads/ayrac-thumb77.gif" width="11" border="0" /></a> </p>
<p>Bu satırları yazarken &#8220; <strong>ben şimdi biraz</strong> &#8221;ı okudum Metin Altıok&#8217;tan. </p>
<p><a href="http://www.birmilyonfikir.com/wp-content/uploads/ayrac77.gif"><img style="border-right: 0px; border-top: 0px; border-left: 0px; border-bottom: 0px" height="12" alt="ayrac" src="http://www.birmilyonfikir.com/wp-content/uploads/ayrac-thumb77.gif" width="11" border="0" /></a> </p>
<p>2 temmuz hep sıcak ge&#231;ecek bazı y&#252;rekler i&#231;in.. </p>
<p><a href="http://www.birmilyonfikir.com/wp-content/uploads/ayrac77.gif"><img style="border-right: 0px; border-top: 0px; border-left: 0px; border-bottom: 0px" height="12" alt="ayrac" src="http://www.birmilyonfikir.com/wp-content/uploads/ayrac-thumb77.gif" width="11" border="0" /></a> </p>
<p>Bazı kaderleri sırtlanmak &#231;ok zor. Yangın yeri olarak anımsanmak bir şehir i&#231;in.. Yangın yeri olmak y&#252;reklerde! Her şehrin bir kaderi vardır.. Her şehrin bir y&#252;reği.. Şehri ayakta tutan y&#252;rek atışıdır.. Susmuş/Susturulmuş bir y&#252;reğin şehri olmaz..</p>
<p><a href="http://www.birmilyonfikir.com/wp-content/uploads/ayrac77.gif"><img style="border-right: 0px; border-top: 0px; border-left: 0px; border-bottom: 0px" height="12" alt="ayrac" src="http://www.birmilyonfikir.com/wp-content/uploads/ayrac-thumb77.gif" width="11" border="0" /></a> </p>
<p>Belkıs &#199;akır 33 yaşında olacaktı bu mevsim. Benim lise arkadaşımdı. Aynı sırada oturduğum g&#252;zel bir kızdı. İnceydi! Narindi! Nazenindi! İnsandı! Hi&#231; kimsenin kalbini kırmadı. İ&#231;tendi. G&#252;l&#252;msemesini anımsıyorum. K&#246;m&#252;r karası g&#246;zlerini. G&#246;zl&#252;k takardı ve bundan hi&#231; hoşlanmazdı. Son d&#246;rt yıldır bende g&#246;zl&#252;k kullanıyorum ve bunu pek sevmiyorum. Onun g&#246;zl&#252;kleri siyah &#231;er&#231;eveliydi.. Benimkiler kırmızı! İnce, uzun parmakları vardı benimkilerin aksine. Kalem tutarken bile yara olurdu elleri. İşte &#246;yle narin bir kızdı. G&#252;zel bir sesi vardı. &#199;ok şarkılar s&#246;yledik birlikte. Son d&#246;nemde de halk danslarına merak salmıştı. Elimiz cebimizde suni teneff&#252;s saatlerinde bah&#231;eyi arşınlarken şiir okurduk birbirimize. Aynı sırada oturmaktan hep keyif aldığım bir kızdı. Uzun telefon konuşmalarımızın ardından babamın &#8220;<strong>evladım siz okulda hi&#231; konuşmuyor musunuz</strong>?&#8221; dediğini anımsıyorum. Abisini &#231;ok severdi benim gibi. </p>
<p><a href="http://www.birmilyonfikir.com/wp-content/uploads/ayrac77.gif"><img style="border-right: 0px; border-top: 0px; border-left: 0px; border-bottom: 0px" height="12" alt="ayrac" src="http://www.birmilyonfikir.com/wp-content/uploads/ayrac-thumb77.gif" width="11" border="0" /></a> </p>
<p>T&#252;m bunları neden mi anlattım? Arkadaşımı &#231;ok &#246;zledim. Anımsandığını hissetsin istedim. Aradan ge&#231;en 15 yıla karşın ilk g&#252;n ki gibi olayın sıcaklığını hissettiğimizi bilsin istedim. </p>
<p>Ben duygumu yazdım. Bu olaya objektif bakamam..</p>
<p><a href="http://www.birmilyonfikir.com/wp-content/uploads/ayrac77.gif"><img style="border-right: 0px; border-top: 0px; border-left: 0px; border-bottom: 0px" height="12" alt="ayrac" src="http://www.birmilyonfikir.com/wp-content/uploads/ayrac-thumb77.gif" width="11" border="0" /></a> </p>
<p>&#214;tesini bir milyon fikir yazarlarına ve okura bıraktım!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birmilyonfikir.com/belkis-cakir%e2%80%99in-anisina/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin Gözü Yaşlı, Yüreği Buruk Şehirleri</title>
		<link>http://www.birmilyonfikir.com/turkiye%e2%80%99nin-gozu-yasli-yuregi-buruk-sehirleri/</link>
		<comments>http://www.birmilyonfikir.com/turkiye%e2%80%99nin-gozu-yasli-yuregi-buruk-sehirleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 05:25:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yediRenk</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birmilyonfikir.com/turkiye%e2%80%99nin-gozu-yasli-yuregi-buruk-sehirleri/</guid>
		<description><![CDATA[Düşman işgalinde insanlar gibi şehirler de yaralanır. O şehirlerde yaşananlar kolay unutulmaz. Bazen sırf hatırası için kurşun yemiş, yakılmış, yıkılmış binalar korunarak tarihe tanıklık etmesi beklenir.
Kurtuluş savaşımızda şanlı birer direniş gösteren Kahramanmaraş ve Gaziantep gibi şehirlerimiz istiklal madalyası ile taçlandırılmış şehirlerimizdendir. Bu şehirler ne yazık ki aynı zamanda yakın tarihimizde yaşanan iç çatışmalardan doğan acılarımıza [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Düşman işgalinde insanlar gibi şehirler de yaralanır. O şehirlerde yaşananlar kolay unutulmaz. Bazen sırf hatırası için kurşun yemiş, yakılmış, yıkılmış binalar korunarak tarihe tanıklık etmesi beklenir.<br />
Kurtuluş savaşımızda şanlı birer direniş gösteren Kahramanmaraş ve Gaziantep gibi şehirlerimiz istiklal madalyası ile taçlandırılmış şehirlerimizdendir. Bu şehirler ne yazık ki aynı zamanda yakın tarihimizde yaşanan iç çatışmalardan doğan acılarımıza da tanıklık etmişlerdir.<br />
.<br />
Bazı şehirler ise acıları ile kalakalır. Birlikte yaşadığımız sevinçlerle mutlu olmayı becerebilen bu şehirlerimize de saygı duyarız. Kars, Ardahan, Erzurum gibi bu şehirler Ermeni zulmünü yaşamış ama acılarını içine gömmeyi başarabilmişlerdir.<br />
.<br />
Ya bir şehir intihar eder, kendi içinden vurulur, kardeş kavgasına kurban giderse; O şehirler hep yaralı kalır. Bu şehirlerde acıları canlı tutmak belki geçmişin hatalarından ders çıkarmak adına iyi bir şey gibi görülse de her zaman yarayı kaşımak gibi algılanabileceğinden insanlar arasında yeni bir kardeşlik ruhu yaratabilmek en büyük hedef ve ideal olarak görülmelidir.<br />
.<br />
Yaralı, gözü yaşlı, yüreği buruk şehirlerin insanları da şehirlerine benzer. Alıngandırlar. Nasıl olduğunu kendilerinin de anlamakta güçlük çektikleri acı olaylarla hep bir mahcubiyet ve mahkûmiyet hissi ile yaşarlar. Oysa kaderlerine yazılmış bir ihanetin, içlerine sinsi bir yılan gibi sokulmuş kışkırtıcıların acısını yaşayan bu şehirler de masumdur.<br />
.<br />
Sivas’ da gözü yaşlı, yüreği buruk şehirlerimizden biridir. Ozanlar diyarıdır. Anadolu’nun birçok şehri gibi mert ve dürüst insanlar şehridir. Gel gör ki farklı kültürel ve dini motifleri içinde barındıran demografik yapısı yakın tarihimizde bir takım hain ve kirli ellerin iştahını kabartmış ve Sivas’ın yangın yeri olarak anılmasına yol açmıştır.<br />
.<br />
Çözülmemiş her cinayet, cezası verilmemiş her suç yüreklerdeki acının soğumasını engeller. Yeni provakosyonlara yol açar. Bir o kadar kötü olan da bir şehri toptan yargılamak ve suçlamaktır.<br />
.<br />
Hepimiz hatırlıyoruz Sivas’ta yaşananları. Madımak otelinde yitirilen, diri diri yakılan Can&#8217;ları. Bir o kadar da bilmediğimiz şeyler var. Olayların gelişimi sonuca götürmeyince, gerçek suçlu ve kışkırtıcılara ulaşılamayınca ortada bir sürü dedikoduların dolaşmasına da engel olunamıyor.<br />
Göz, göre göre geliyorum diyen olaylarda bazı eli kalem tutan kişilerin ısrarla bir yarayı kaşıması, yakılarak katledilen insanların yanında, kimin kurşunlarına hedef olduğu belirsiz, can vermiş Sivaslı gençlerin kim vurduya gitmesi… Zamanın yöneticilerini suçlayan ciddi bir güvenlik zafiyetlerinden de bahsediliyor. Sivas sanıkları ortada ama provokatörler (benzin dökenler, kalabalığı kışkırtan bazı kişiler) hala kayıplarda… Bir ihtimal ki hiç bulunamayacaklar <br />
.<br />
Olayların ardından Başbağlar köyünde Madımak’ın rövanşı olarak gösterilen bir katliam yaşandı. Yani provakasyon tam profesyonelce başlatılıp, sürdürülüyordu. Hemen tutuklanan ve anlamsız şekilde salıverilen zanlılar sonradan tekrar aransalar bile sırra kadem basıyorlardı.<br />
.<br />
Kutuplaşmalarla yapılmak istenen, aslında bu ülkenin kardeşlik temeline dinamit koymaktı. Farklılıklarımızdan kavgalar üretmek, bizi birbirimize düşürmekti. Bunu başaramadılar, başaramayacaklarda. Bence eli kalem tutan, yüreği insan seven herkes kardeşlik ruhumuzun diri tutulması için çaba sarf etmeli.<br />
.<br />
-Sizi unutmadık ateşler içinde yitirdiğimiz Madımak kurbanları, sizleri de unutmadık Başbağlar’da kurşunlanan insanlar. Acılarınız acılarımızdır bu kardeşlerimizin yakınları, dostları, arkadaşları.<br />
.<br />
Biz seni de unutmadık ey Sivas!<br />
Yaralı şehir.<br />
Yaralı insanların şehri.<br />
Güzel ozanların, güzel insanların şehri.<br />
.<br />
Sizler de silin gözlerinizin yaşını Sivaslı dostlar.<br />
Alın sazları elinize.<br />
Kaybettiğimiz canları ve içine düştüğümüz tuzakları unutmadan, hep birlikte kardeşlik türküleri söyleyin…</p>
<p>Dinleyelim…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birmilyonfikir.com/turkiye%e2%80%99nin-gozu-yasli-yuregi-buruk-sehirleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ergenekon Madımak&#8217;taysa…</title>
		<link>http://www.birmilyonfikir.com/ergenekon-madimaktaysa%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.birmilyonfikir.com/ergenekon-madimaktaysa%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 05:20:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Naif</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birmilyonfikir.com/ergenekon-madimaktaysa%e2%80%a6/</guid>
		<description><![CDATA[2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas&#8217;ta, Madımak Oteli&#8217;nde akıllara durgunluk veren ve insanlıktan uzak bir olay meydana geldi. Yaklaşık 15 yıldır ne gerçek manada olayın failleri bulundu ve ne de bu vahşeti kimlerin yaptığı, kimlerin işine geldiği belirlenmedi.
 .
15 yıl önce Sivas&#8217;ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında konukların kaldığı Madımak Oteli, henüz kimlerin kışkırtmasıyla olduğu belli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas&#8217;ta, Madımak Oteli&#8217;nde akıllara durgunluk veren ve <strong>insanlıktan uzak</strong> bir olay meydana geldi. Yaklaşık 15 yıldır ne gerçek manada olayın failleri bulundu ve ne de bu vahşeti kimlerin yaptığı, kimlerin işine geldiği belirlenmedi.<br />
 .<br />
15 yıl önce Sivas&#8217;ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında konukların kaldığı Madımak Oteli, henüz kimlerin kışkırtmasıyla olduğu belli olmayan kalabalık bir grup tarafından kuşatıldı ve birileri de bu kalabalığı fırsat bilerek oteli ateşe verdi.<br />
.<br />
Olay sonrasında 33 Alevi yazar, ozan ve aydın yakılarak katledildi. Oteli ateşe verenlerden de ikisi hayatını kaybetti.</p>
<p>***</p>
<p>Yaşım müsait olduğundan faciayı iyi hatırlıyorum.</p>
<p>Elbette ki, gazetelerin, radyo ve televizyonların bizlere aksettirdiği kadar veya &#8220;<strong>nasıl duymamız gerekiyorsa</strong>&#8221; o şekilde duyduk, o şekilde nefret ettik, o şekilde olayı lanetledik.</p>
<p>Aradan yıllar geçti…</p>
<p>***</p>
<p>1980 öncesi olayların &#8220;<strong>darbeye zemin hazırlamak</strong>&#8221; amacıyla yapıldığını öğrenmek için çok beklememiz gerekiyordu. </p>
<p>Bunu hep sordular &#8220;<strong>yıllarca akan kan bir gecede nasıl durdu?&#8221; </strong>diye…</p>
<p>Cevap veren olmadı.</p>
<p>O tarihlerde sağcıları kışkırtmak için sağcı katliamı yapılırdı, solcuları kışkırtmak için solcu katliamı…</p>
<p>Belki çoğunluğunda &#8220;oyun&#8221; kokusu sezildiği halde &#8220;oyuna gelmeye hazır&#8221; yığınlar kolaylıkla kandı ve bu defa oyun dışı bir birlerini katletmeye başladılar. </p>
<p>Yani bir oyun, bir kurgu ve bir gerçek…</p>
<p>Sonunda &#8220;oyunu sahneye koyan&#8221; emeline ulaşmış, ortam hazırlanmış, artık hak etmediği koltuğa oturma ve zıkkımlanma zamanı gelmişti, netekim yaptı da…</p>
<p>Halen darbecileri yargılamaktan aciz yöneticilerin, siyasilerin, sivil toplum örgütlerinin ve yargının olduğu bir zamanda biz boş yere bağırıp çağırıyoruz.</p>
<p>Demokrasisine sahip çıkmayan topluluklar kuru kalabalıktan öteye gitmeyecektir. Kafası esenin ihtilal yaptığı bir ülkede de demokrasiden söz edilmeyecektir.</p>
<p>***</p>
<p>Sonra AK Parti iktidara geldi.</p>
<p>Yıllarca söylenen ve bir suç örgütü olan &#8220;Derin Devlet&#8221;in ipliği Susurluk&#8217;ta pazara çıkmış, Ergenekon&#8217;la da tam deşifre olmuştu.</p>
<p>Ama demokrasiyi korumak zorunda olanlar PKK&#8217;dan farkı olmadığı halde Ergenekon&#8217;u savunmaya, terörle işbirliği yapmaya devam ettiler.</p>
<p>Halende yapıyorlar…</p>
<p>İlişkiler, kurgular, belgeler, ele geçen silah ve mühimmatlar sonucu birçok olayın failinin Ergenekon Terör Örgütü olduğunu gösteriyordu.</p>
<p>Demek ki zamanında solcuları kışkırtmak için işlenen vahşi cinayetlerin sağcılarla bir ilgisi yokmuş. </p>
<p>Veya sağcıları kışkırtmak için insanlık dışı cinayetlerin solcularla alakası yokmuş.</p>
<p>Tıpkı &#8220;irtica&#8221; yaygarası koparmak gerektiğinde ortaya sürülen Müslüm Gündüz, Fadime Şahin, Ali Kalkancı&#8217;nın ilgisi olmadığı gibi…</p>
<p>Özelikle bu olaydan sonra &#8220;irtica&#8221;nın tehlike olmadığını, aslında irtica denen şeyin var olmadığını öğrendik. Asıl gericilerin, asıl irticanın fosilleşmiş böylesine kafa yapısına sahip insanlar olduğunu öğrendik.</p>
<p>İşte o günden sonra artık Uğur Mumcu&#8217;yu, Bahriye Üçok&#8217;u, Muammer Aksoy&#8217;u, Ahmet Taner Kışlalı&#8217;yı ve daha birçok aydını katledenlerin &#8220;karşıt fikirli&#8221; olduğu için yapmadığını, ortamı germek ve bir başka kesimi &#8220;düşman&#8221; göstermek için yaptığı kalleşçe bir girişim olduğunu öğrendik.</p>
<p>Birileri ekmeğini bu işten kazanıyor. </p>
<p>Birileri ülke kaosa sürüklendiği müddetçe rant elde edebiliyor ve artık biz bu oyunları biliyoruz.</p>
<p>O nedenle de ne zaman çirkin bir oyun sahneye konulmaya çalışılsa burnumuza pis kokular geliyor.</p>
<p>Sivas&#8217;ta hiçbir inanan insanın kabul edemeyeceği vahşi bir olay meydana geldi.</p>
<p><strong>Hiçbir Müslüman&#8217;ın yapamayacağı katliam gerçekleşti ama suçlu Müslümanlar gösterildi. </strong></p>
<p>Hedeflenen olmuştu ama akl-ı selim hareket edenler Alevi-Sünni çatışmasına girmedi.</p>
<p>Şimdi aradan yıllar geçti.</p>
<p><strong>Birilerinin kışkırtmak için çok güzel senaryolar üretilebildiğini bilmemize rağmen 15&#8242;inci yıl dönümü bahane edilerek Müslümanlara saldırmak isteyen, Alevilerle Sünnileri karşı karşıya getirmek isteyen bilinçli-bilinçsiz bir sürü laf kalabalığı olacak</strong><br />
.</p>
<p>Oysa biraz daha düşünün, tartın, önceki doğru bildiklerinizin şimdi neden yanlış olduğunu ölçmeye çalışın ve &#8220;nedenleri&#8221; sıralayın…</p>
<p>Her yerde olan Ergenekon&#8217;un Madımak Oteli&#8217;nde olup, olamayacağını düşünün.</p>
<p><strong>Ya Ergenekon Madımak&#8217;taysa?!…</strong></p>
<p>O zaman bugüne kadar &#8220;katil&#8221; ilan edilenlerin aslında &#8220;kışkırtma&#8221; sonucu figüran oldukları veya &#8220;asıl oğlan&#8221;ı oynadıkları ortaya çıkmaz mı?</p>
<p>12 Eylül öncesini, Susurluğu, Ergenekon&#8217;u, PKK&#8217;yla derin bağlantı kuranları düşünün ve sonra Madımak&#8217;ta neler olduğunu çok daha iyi anlarsınız…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birmilyonfikir.com/ergenekon-madimaktaysa%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>15. Yılında Sivas Katliamı</title>
		<link>http://www.birmilyonfikir.com/15-yilinda-sivas-katliami/</link>
		<comments>http://www.birmilyonfikir.com/15-yilinda-sivas-katliami/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 05:14:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>paradoks</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birmilyonfikir.com/15-yilinda-sivas-katliami/</guid>
		<description><![CDATA[Tarih:2 Temmuz 1993
Yer: Madımak Oteli-Sivas
Bazı olaylar var ki, anlaşılması da, anlatılması da çok güç.. Yüzyıllardır, her dilden, her dinden, her mezhepten insanın, yan yana, can cana, kardeşçe yaşadığı ülkemizde, tarihe kapkara bir gün olarak geçecek 2 Temmuz 1993 günü, Sivas&#8217;ta, ülkenin bağrına düşen ateş gibi.. Belki çoğumuzun, çocuk olduğu için hayal meyal hatırladığı, içlerinde aydınların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih:2 Temmuz 1993<br />
Yer: Madımak Oteli-Sivas<br />
Bazı olaylar var ki, anlaşılması da, anlatılması da çok güç.. Yüzyıllardır, her dilden, her dinden, her mezhepten insanın, yan yana, can cana, kardeşçe yaşadığı ülkemizde, tarihe kapkara bir gün olarak geçecek 2 Temmuz 1993 günü, Sivas&#8217;ta, ülkenin bağrına düşen ateş gibi.. Belki çoğumuzun, çocuk olduğu için hayal meyal hatırladığı, içlerinde aydınların da bulunduğu 37 canın, diri diri yanmasıyla sonuçlanan süreç nasıl yaşanmıştı?<br />
.<br />
Salman Rüştü tarafından yazılan &#8220;Şeytan Ayetleri&#8221; adlı kitabın, Aziz Nesin tarafından Türkçeye çevrilmesi, bazı gerici çevrelerin tepkisine neden olmuş, birçok ilde protesto gösterileri düzenlenmişti.  1-4 Temmuz 1993 tarihleri arasında, dördüncüsü düzenlenecek olan Pir Sultan Abdal Etkinlikleri için, Aziz Nesin de, Sivas Valisi&#8217;nin özel davetlisi olarak, birçok sanatçı gibi bu kente gelmişti. 1 Temmuz günü, demokratik kitle örgütleri, yazar ve ozanlardan oluşan geniş bir davetli topluluğunun yoğun katılımıyla etkinlikler sürerken, diğer tarafta çevre illerden gelerek örgütlenen, eli kanlı saldırganlar boş durmamaktaydı. Müslümanlığın sözde bekçiliğine soyunan, bu gözü dönmüş hainler, dağıttıkları bildirilerle halkı galeyana getirmeye çabaladılar ve ne yazık ki, amaçlarına ulaştılar. Tüyler ürperten o bildirilerden birisinde şöyle yazıyordu:<br />
 .<br />
  “MÜSLÜMAN KAMUOYUNA<br />
            “Bismillâhirrahmânirrahim<br />
            “Peygamber, müminlere kendi canlarından ileridir. Onun hanımları da müminlerin analarıdır.” (Ahzâb:6) </p>
<p>            “Müminlere öz canlarından daha ileri olan Allah Resulü (S.A.V.)’ne ve O’nun temiz zevcelerine, Allah’ın beytine (Kâbe’ye) ve kitabı Kuran’a alçakça küfredilmekte ve müminlerin izzet ve namuslarına saldırılmaktadır. </p>
<p>            “Dünyanın bazı bölgelerinde şeytan ve onun yandaşları olan emperyalist kâfirler, dinimize ve mukaddes değerlerimize dil uzatmaktadırlar. Bunun başını ise satılmış, mürtet Salman Rüşdi köpeği çekmektedir. </p>
<p>            “Bu şeytanî oyunlara karşı, izzetli ve duyarlı Müslümanlar yiğitçe mücadele ortaya koyarak, bu uğurda canlarını feda etmekten çekinmemişlerdir. </p>
<p>   Bu iğrenç oyunların bir uzantısı olarak ülkemizde de; AYDINLIK gazetesi denilen bir paçavrada, melun Rüşdi’nin figüranlığına soyunan, dünya emperyalizminin gönüllü uşağı Aziz Nesin, aynı şekilde, Kur’an’ın korunmuşluğuna dil uzatmış, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)’in aile hayatını (hâşâ) bir genelev ortamına benzetmiş ve ümmetin anaları olan hanımlarına (hâşâ) fahişe deme cür’etinde bulunmuştur. Bu olay, dünyanın değişik yerlerinde kâfir devletler tarafından dahi kabul görmezken, basımına müsaade edilmezken, ne yazık ki laik ve ikiyüzlü T.C. Devleti tarafından yayımlanmasına izin verilmiş, ayrıca bunu kabullenmeyip protesto eden izzetli Müslümanlar, devletin polis ve jandarması tarafından coplanmış, kurşunlanmış, bir kısmı da hapishanelere atılmıştır. “Salman Rüşdi köpeği Müslümanların çok az olduğu kâfir bir ülkede korkudan sokağa çıkmaya bile cesaret edemezken, onun yerli uşağı Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz Valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlarla alay edercesine gezebilmektedir </p>
<p>. </p>
<p>            “Kâfirler şunu iyi bilmeli ki: </p>
<p>            “İslâm’ın Peygamberi’ni ve kitabının izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır. </p>
<p>            “Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür. </p>
<p>            “Gün, Allah (C.C.)’ın vahyi Kur’an-ı Kerim’e, Allah’ın meleklerine, Allah’ın Resulü Hz. Muhammed (S.A.V.)’e, O’nun ailesine ve ashabına yöneltilen çirkin küfürlerin hesabının sorulması günüdür. </p>
<p>            “‘İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.’ (Nisa:76) </p>
<p>            “Galip gelecek olanlar, şüphesiz ki Allah taraftarı olanlardır.<br />
.<br />
Saldırı ve katliam gecesi 1 Temmuz akşamı da başka bir bildiri evlere dağıtılır: </p>
<p>            “Halkımıza Çağrı; </p>
<p>            “Müslüman halkın yaşadığı bu ülkede, İslam için binlerce şehit verilmiş bu topraklarda, bir kesim tarafından, ‘basın özgürlüğü, düşünce hürriyeti’ adı altında, Müslümanların kutsal değerlerine sözlü veya yazılı olarak kimse saldıramaz. </p>
<p>            “Biz Müslümanlar, canımız pahasına da olsa, bu değerlerimizi korumakta kararlıyız. </p>
<p>            “Müslüman halkımızdan bu konularda duyarlı olup, İslam’ın değer yargılarını alaya alanlara izin vermemelerini, ne pahasına olursa olsun bunu engellemeyi dini bir görev olarak bilmelerini, bu alçaklar karşısında susulduğunda, yarın mahşerde Allah’a nasıl hesap vereceğimizi düşünmelerini istiyoruz. </p>
<p>            “ ‘Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeyi gerekir. O’nun eşleri, onların anneleridir&#8230;’ (Ahzâb Suresi, Ayet: 6) </p>
<p>            “ ‘Ve kâfirlerin hesapları varsa, Allah’ın da bir hesabı vardır. Allah hesabı çabuk görendir.’ (Enfal Suresi, Ayet : 30) </p>
<p>“ ‘Kâfirler istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktır.’ (Saff Suresi , Ayet:8) </p>
<p>            “Not: Bu yazıyı okuyan, Allah rızası için çoğaltarak dağıtsın. </p>
<p>                                    MÜSLÜMANLAR”<br />
.<br />
Nitekim etkinliklerin 2. günü, 2 Temmuz 1993 tarihinde, camilerde toplanan saldırgan gruplar,<br />
.<br />
“Sivas laiklere mezar olacak, Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak, Şeriat gelecek, batıl zail olacak“<br />
.<br />
“Şerefsiz vali istifa, Sivas size mezar olacak, Şeriat gelecek, zulüm bitecek, Yaşasın şeriat, Muhammed’in ordusu kafirlerin korkusu, Yaşasın Hizbullah, kahrolsun laiklik&#8230;” </p>
<p>gibi sloganlar eşliğinde, önce Kültür Merkezi&#8217;ne, ardından Valiliğe, taşlı sopalı saldırıda bulundular. Halk Ozanları Heykeline ve Atatürk heykeline saldırarak, yere düşürdükleri Atatürk heykelini sürüklemeye başladılar. Sayıları 15 bine yaklaşan caniler, bu kez de, konukların kaldığı Madımak Oteli&#8217;ne gidip, otelin önündeki arabaları ters çevirerek ateşe vermeye, bidonlarla benzin taşıyarak otelin içine atmaya başladılar. Alevler, otelin giriş ve alt katlarını sarmaya başlarken, geç de olsa yangın yerine gelen Sivas İtfaiyesi&#8217;ni engellemeye çalıştılar. Karanlık çökmüş, elektrikler kesilmişti. Otel&#8217;deki yüzlerce kişi, korku içinde, olanları izliyorlardı. Tehlikenin geleceğini önceden anlayan Sivas Valisi ve bazı konuklar, Ankara&#8217;daki devlet yetkililerini arayarak, yardım istemişlerdi. Ancak, güvenlik güçlerine yardım için çevre illerden gönderilen ekiplerin müdahaleleri yetersiz kaldı. 37 kişi yana yana can verirken, 51 kişi de, olaydan yaralanarak kurtulabildi. Başından yaralanan Aziz Nesin, linç edilmekten son anda kurtuldu. Otelin çevresinde toplanan binlerce saldırgan, dumanların arasından yükselen insan eti kokusunu, zevkle içlerine çektiler.<br />
.<br />
Olayın ardından,  önce 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190&#8242;a çıktı. 124&#8242;ü hakkında &#8220;laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma&#8221; suçlamasıyla dava açıldı, geri kalanlar serbest bırakıldı. 33 sanık hakkında Devlet Güvenlik Mahkemesi&#8217;nce idam cezası verildi. 2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla, idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet ağır hapis cezasına çevrildi. Sanıkların avukatlığını Refah-Yol iktidarının Adalet Bakanı Şevket Kazan üstlendi ve bakanlığı sırasında sanıkları hapishanede ziyaret etti.<br />
.<br />
Olayın kilit ismi olarak nitelendirilen, dönemin Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak ve firar eden 8 sanık ise halen yakalanamadı.<br />
.<br />
Katliamın ardından, kayıtlara geçen bazı düşündürücü sözler ise şunlardı:<br />
.<br />
Sivas Emniyet Müdürü Doğukan Öner&#8217;in, saldırıya karşı ne yapmaları gerektiğini soran emniyet görevlilerine cevabı : &#8220;Anlaşıldı, müdahale etmeyin… &#8221;<br />
.<br />
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel; “Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz”<br />
.<br />
Başbakan Tansu Çiller; “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir”<br />
.</p>
<p>İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu; “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleri sonucunda halk galeyana gelerek tepki göstermiştir”<br />
.<br />
Dönemin Belediye Başkanı olarak saldırganların daha fazla  galeyana gelmesine sebep olan  açıklamaları ile katliamda 1. derecede rol oynayan  Temel Karamollaoglu, daha sonra TBMM çatısı altında milletvekili olarak görev aldı.<br />
.<br />
Katliamda yanarak hayatlarını kaybedenler:</p>
<p>Muhibe Akarsu - 35 yaşında, Muhlis Akarsu&#8217;nun eşi<br />
Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı<br />
Gülender Akça - 25 yaşında<br />
Metin Altıok - 52 yaşında, şair, yazar<br />
Ahmet Alan - 22 yaşında<br />
Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci<br />
Sehergül Ateş - 30 yaşında<br />
Behçet Aysan - 44 yaşında, şair<br />
Erdal Ayrancı - 35 yaşında<br />
Asım Bezirci - 66 yaşında araştırmacı, yazar<br />
Belkıs Çakır- 18 yaşında<br />
Serpil Canik - 19 yaşında<br />
Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör<br />
Nesimi Çimen - 67 yaşında, şair, sanatçı, üç telli curanın son ustası<br />
Carina Cuanna - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci<br />
Serkan Doğan - 19 yaşında<br />
Hasret Gültekin - 23 yaşında şair, sanatçı, şelpe tekniğinin önderi<br />
Murat Güneş,Murat Gündüz - 22 yaşında<br />
Gülsüm Karababa -22 yaşında<br />
Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair<br />
Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist<br />
Koray Kaya - 12 yaşında<br />
Menekşe Kaya - 17 yaşında<br />
Handan Metin - 20 yaşında<br />
Sait Metin - 23 yaşında<br />
Huriye Özkan - 22 yaşında<br />
Yeşim Özkan - 20 yaşında<br />
Ahmet Öztürk - 21 yaşında<br />
Ahmet Özyurt - 21 yaşında<br />
Nurcan Şahin - 18 yaşında<br />
Özlem Şahin - 17 yaşında<br />
Asuman Sivri - 16 yaşında<br />
Yasemin Sivri - 19 yaşında<br />
Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı<br />
İnci Türk - 22 yaşında<br />
Kenan Yılmaz - 21 yaşında<br />
Dünyanın en geri kalmış ülkesinde, en geri kalmış devirlerinde bile görülmesi zor bir olaydı yaşanan.. Üstelik en korkutucu olanı da, hoşgörü dini olan, zorlamayı bile reddeden İslamiyet&#8217;in kisvesi altında, beyni örümcek bağlamış on binlerce insanın, bu ülkenin iyiliğini istemeyen güçlerin ve Atatürk devrimlerini içine sindiremeyen, karanlık ve kandırmaca politikalarıyla başa gelmiş, kuyruk acısı taşıyan kimi yöneticilerin maşası olarak, suçsuz günahsız insanlara, yanarak ölmeyi reva görmeleriydi.<br />
.<br />
Şiirler, türküler yanmaz.. Kararmış yüreklere hiç ışık vurmaz.. Ellerinde kılıçtan keskin kalemleriyle, ateşe yürüyen pervaneler oldukça bu memlekette, Madımak&#8217;lar unutulmaz, unutturulmaz..<br />
.<br />
15. yılında, katliamın tüm sorumlularını lanetliyor,  ölenleri saygı ve rahmetle anıyorum&#8230;<br />
.<br />
Yüreği elinde atan herkesi, 12 yaşında yanarak can veren Koray Kaya&#8217;nın ağzından yazılmış, yazarının ismini bulamadığım şu dizelerle baş başa bırakıyorum.<br />
.<br />
Saygıyla&#8230;..<br />
.<br />
 AĞIT..</p>
<p>adım Koray,<br />
daha oniki yaşındayım<br />
ve ben hiç büyümeyecegim<br />
Sivas Madımak&#8217;ta yandım<br />
ak günler bekleyen ülkemin<br />
karanlık düşünceleri tarafından<br />
naklen yakıldım&#8230;<br />
.<br />
bir yaz günüydü<br />
Temmuz sıcağında<br />
babam ozan İsmail,<br />
tuttu ablamla benim ellerimizden<br />
&#8220;haydin çocuklar,<br />
Sivas&#8217;a, baba ocağımıza<br />
Pir Sultan Abdal şenliklerine<br />
Semah dönmeye gidiyoruz&#8221; demişti&#8230;<br />
.<br />
ne bilirdim ki!<br />
&#8220;Ateşte Semaha dönmek&#8221;<br />
olacaktı kaderimiz<br />
ve otelde dinlenirken<br />
bir anda binlerce insan<br />
&#8220;yakın&#8221; diye haykırıyordu<br />
ve ölümden ötesi yoktu görünürde&#8230;..<br />
.<br />
adım Koray,<br />
daha on iki yaşındayım ve<br />
ben hiç büyümeyeceğim<br />
ve benim Dikmen&#8217;den aşağıya<br />
salınarak Atatürk Bulvarı&#8217;nda<br />
güzel Ankara&#8217;da<br />
sevinçle inip de<br />
elimde çiçekle<br />
Gima&#8217;nın önünde beni bekleyen<br />
bir sevgilim olmayacak&#8230;.<br />
.<br />
adım Koray,<br />
siz şimdi kim bilir<br />
kaçıncı kadehi<br />
kaçıncı yalanlara içerken<br />
ve ara sırada can cana derken<br />
benim ellerim yan mezardan<br />
Hiroşima&#8217;dan gelen yaşıtıma takılır<br />
sol tarafımda da Halepçe çocugu<br />
sözde medeni ülkelerde<br />
Solingen’de yanan ben olurum<br />
Köln’de yanan ben olurum<br />
sizin elleriniz kızlarda<br />
sizin elleriniz erkeklerde<br />
sizin elleriniz bardaklarda<br />
ben en son canlı olarak<br />
semahta tutmuştum bir kızın elini<br />
şimdi ise;<br />
bizim ellerimiz yılan, çayan arasında<br />
kemikli topraklarda&#8230;.<br />
.<br />
ne din nedir anlamıştım<br />
ne de din uğruna adam yakılmayı<br />
suçum semah dönmekti<br />
suçum babamı dinlemekti<br />
suçum bana göre İNSAN olmaktı<br />
adım Koray daha on iki yaşındayım<br />
ben hiç baba olamayacağım<br />
ben hiç oğlumu okşayamayacağım<br />
ben hiç annemin dizlerinde<br />
saçlarımda parmakları dolaşan<br />
mutlu çocuk rolü bile yapamayacağım<br />
ve ben sizin adınıza<br />
ben mutlu gelecek adına<br />
bir degil bin kez daha yan deseler<br />
yine yanacağım, yanacağım, yanacağım&#8230;<br />
.<br />
bir annenin kokusunu düşünsene,<br />
çocuguna yani bana sarılmak<br />
işte ben o kokuyu artık içime alamayacağım<br />
anneme doluca sarılamayacağım<br />
Eeeyy benim akrandaşlarım,<br />
arkadaşlarım, yaşıtlarım<br />
siz kim bilir kaç kızla dans ederken<br />
türküler dinleyip halaylar çekerken<br />
her gece feneri kim bilir kaç alemde<br />
nerelerde söndürürken<br />
ve hatta kim bilir hangi türkü barda<br />
devletler kurup,<br />
halk kurtaracaksınız<br />
kim bilir kaç biradan sonra solculuk oynayacaksınız<br />
işte ben sizin gibi türküler dinleyemeyeceğim<br />
halaylar çekemeyeceğim<br />
ben bir kıza sarılıp dans bile edemeyeceğim<br />
uuuuyy anam uuuyy<br />
Babam anlatırdı<br />
benim doğduğum köylerin yokluk ve sefaletten<br />
başka hiç bir özelliği yokmuş<br />
altı ay dünyadan uzak<br />
kar ve karanlığa mahkum bir yurt<br />
sonrası çamur,<br />
çamurda kalmış tek ayakkabılar<br />
.<br />
kalsaydı tek ayakkabılarım sakız gibi çamurlarda<br />
kalsaydı diz boyu karlarda<br />
görmeseydim değil altı ay<br />
bir ömür boyu köyümün dışını<br />
görmeseydim medeniyet dedikleri yerlerde<br />
çirkeflikleri, kahpelikleri, ölümleri<br />
ama olsaydım o karlı yerlerde yaşayan ben<br />
bende dünyada olsaydım yeterdi&#8230;<br />
.<br />
adım Koray benim duyuyor musunuz??<br />
daha on iki yaşındayım<br />
bazen ozan Nesimi oluyorum burada<br />
alıyorum elime sazımı<br />
bazense Hasret Gültekin<br />
hasret türküleri yazıyorum<br />
duyarım ki Köln’de<br />
Hasret abimin oglu olmuş<br />
adını Hasret koymuşlar<br />
söyledikçe Muhlis baba<br />
ben burada bile<br />
Ateşte Semaha dönüyorum<br />
görüyor musunuz??&#8230;&#8230;<br />
.<br />
adım Koray benim heyy dünyalılar<br />
en son sizin aranızdayken<br />
ateş camları sarmışken<br />
insanlar yanıyordu Madımak&#8217;ta<br />
ve annem geldi gözümün önüne<br />
babam geldi,<br />
Ankara geldi<br />
o yüzden ölünce ben<br />
Anneme götürdüler<br />
Ankara&#8217;ya götürdüler..<br />
gelirken elimden tutan babam,<br />
dönüşte tabutumdan tutmuştu.<br />
ben yanmıştım tabutta<br />
babam kahrolmuştu tabut omzunda.<br />
zavallı babam,<br />
canım annem<br />
şimdi yeni doğan kardeşime<br />
adımızı koymuşsunuz<br />
canlarım&#8230;&#8230;<br />
ölsem bile unutmayın<br />
ben Koray&#8217;ım<br />
sizin Korayınız&#8230;&#8230;..<br />
.<br />
Adım Koray benim<br />
Bilmediğim din uğruna<br />
Bilmediğim din adamları tarafından<br />
ayrı düşünceden yakılan.<br />
devletin gözü önünde<br />
sizlerin gözü önünde<br />
siz naklen izlerken tv.lerinizde<br />
yanan bendim orada<br />
en küçükleri otuz yedinin.<br />
otuz yedi canın<br />
otuz yedi karanfilin<br />
özü bende ANLIYOR MUSUNUZ???&#8230;&#8230;..<br />
ölümden ötesi yokmuş</p>
<p>DUYUYOR MUSUNUZ???&#8230;&#8230;..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birmilyonfikir.com/15-yilinda-sivas-katliami/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Acı bir yıldönümü</title>
		<link>http://www.birmilyonfikir.com/aci-bir-yildonumu/</link>
		<comments>http://www.birmilyonfikir.com/aci-bir-yildonumu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 04:59:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zühal</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birmilyonfikir.com/aci-bir-yildonumu/</guid>
		<description><![CDATA[Günler vardır, iklim ve doğa açısından bir gün öncesinden, bir gün sonrasından pek farklı olmadıkları halde, tarihe, akıllara kazınır, unutulmaz, unutulamazlar.
O günlerde bazı yerlerde, bazı mekanlarda öyle şeyler meydana gelmiştir ki,  o yerin, o mekanın adı, artık o olan şeylerle birlikte anılır, onlarla özdeşleşir.
İyi şeyler de olabilir, o yerlere, o tarihe ve akıllara, kendilerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günler vardır, iklim ve doğa açısından bir gün öncesinden, bir gün sonrasından pek farklı olmadıkları halde, tarihe, akıllara kazınır, unutulmaz, unutulamazlar.</p>
<p>O günlerde bazı yerlerde, bazı mekanlarda öyle şeyler meydana gelmiştir ki,  o yerin, o mekanın adı, artık o olan şeylerle birlikte anılır, onlarla özdeşleşir.</p>
<p>İyi şeyler de olabilir, o yerlere, o tarihe ve akıllara, kendilerini silinmemek üzere kazıyanlar.</p>
<p>Ama kötü şeyler de olabilir bunlar, olmaması, yaşanılmaması, düşünülmemesi bile gerekenler.</p>
<p>2 Temmuz 1993 böyle bir tarih.</p>
<p>Bu günde, Sivas’ta Madımak otelinde 37 insan yanarak öldü.</p>
<p>Yakıldılar.</p>
<p>İnsanlık tarihinin kara sayfalarına, bir yenisi eklenmişti o gün.</p>
<p>Buluşları, keşifleri ile dünyayı hoyrat bir doğa parçası olmaktan çıkarıp, köyler, kasabalar, şehirler kurarak, makineler icat ederek rahat yaşanır hale getirmiş olan insan nesli, laboratuvarlarında en amansız hastalıklara karşı çareler geliştirmiş, yolunu gökyüzüne kadar uzatıp ayın, yıldızların fethine yönelmiş, edebiyatı, müziği, görsel sanatları yaratarak, içindeki ilhamın şekillendirdiği yücelikler meydana getirmiş olan insan, o günde yine tökezleyip düşmüş, karanlık kuyuların, dipsiz kötülük uçurumlarının içinde kaybolmuştu bir kez daha.</p>
<p>Ölenlerin hangi dinden, hangi mezhepten olduğu, onları öldürecek şartları meydana getirenlerin hangi inanışa sahip olduğu, o kadar da önemli değil aslında.</p>
<p>Önemli olan, her iki tarafın da insan olduğu ve karşısındakilerin insan olduğunu unutanların, kendi insanlıklarını inkar etmiş, insanlıktan istifa etmiş olmaları.</p>
<p>Önemli olan, her biri bir insan olan varlıklardan meydana gelmiş kalabalıkların, başka insanların canına kastedecek biçimde çığrından çıkmaları, hangi slogan altında olursa olsun, can almanın meşruluğunun hiçbir şekilde olamıyacağını, unutmaları.</p>
<p>O günde, Madımak otelinde, en feci şekilde yanarak, dumandan boğularak ölenlerin en yaşlısı 52, en genci 12 yaşında.  Bu 37 insandan yirmibiri, 25 yaşın altında.  Hemen hepsi sanatçı, şair, yazar, bir kısmı misafir. Aralarında kadınlar ve gencecik kızlar var.</p>
<p>O günde, Sivas’ın meydanlarında, koşturup bağıranlara, zincirinden boşanmış bir hezeyanla otele saldıranlara, bir an için kendi çocukları, kendi aileleri, kendi sevdikleri hatırlatılabilseydi, bu otelde kendi sevdikleri olduğu söylenebilseydi, bu mümkün olsaydı, yine ayni coşkuyla, benzine batırdıkları bez parçalarını tutuşturarak, otelin kırdıkları pencerelerinden içeriye atabilirler miydi acaba?</p>
<p>Galeyan psikolojisi, ne yazık ki insanoğlunun, bir kere kapıldığında, bir kere kendisini sarmasına izin verdiğinde, bir kere aklının yerine geçmesine geçit verdiğinde, artık kontrol edilemeyen, çok zayıf bir karakter özelliği. </p>
<p>Galeyana gelmiş, getirilmiş insanlar, hele kitleler herşeyi yapmaya muktedir olurlar. Tarihte çoktur örnekleri. Fransız ihtilalinden, Rus ihtilaline, tarih boyu çeşitli isyanlarda, talanlarda. Ortam müsaitse, düşman sembolleri mevcutsa, insanlar kalabalıklar içindeyse, onları belli hedeflere doğru kışkırtmak, bu işin erbabı tarafından kolayca gerçekleştirilebilir. Eğer o kalabalıklar içindeki insanların, kendi akıllarıyla, kendilerine koydukları belli sınırlar yoksa. </p>
<p>Böyle bir sınırın ise, hayatın kutsallığı olması gerekir.</p>
<p>Hiçbir yaşamı yaratmamış insanoğlunun, onu yoketmeye de hakkı yoktur. </p>
<p>En büyük kanun, en geçilmez sınır, en büyük dokunulmazlık bu olmadıkça, insanoğlu o dipsiz,  o karanlık kuyulara düşmekten de, düşürülmekten de,  kolay kolay kurtulamaz.</p>
<p>İçindekilerini beğenmediği her kafayı kırmaya kalkan her zihniyet, hangi blokta, siyasi, dini veya sosyal yelpazelerin hangi tarafında yer alırsa alsın, insanlık tarihine kara lekeler eklemeye devam edecektir.</p>
<p>2 Temmuz 1993 de, Sivas’da öldürülenleri üzüntüyle anıyoruz.</p>
<p>Bunu yapmamız için her hangi özel bir inanışa, mezhepe, düşünceye ait olmamız gerekmez.</p>
<p>İnsan olmamız yeter.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birmilyonfikir.com/aci-bir-yildonumu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bugün Seni Düşündüm Tuvalette..(2)</title>
		<link>http://www.birmilyonfikir.com/bugun-seni-dusundum-tuvalette2/</link>
		<comments>http://www.birmilyonfikir.com/bugun-seni-dusundum-tuvalette2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 04:57:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>&#60;Çocuk&#62;</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birmilyonfikir.com/bugun-seni-dusundum-tuvalette2/</guid>
		<description><![CDATA[_______________
Dünden devam..
_______________
	&#8230;zaman ilerledikçe hayatıma yeni kadınlar giriyordu.. Artık tecrübe kazanmaya başlamıştım.. Onlar benim en temiz duygularımı alıp götürürlerken, ben de artık onlardan bir şeyler almasını öğrenir olmuştum.. Tüm bu ‘ilişki oyunları’na rağmen vazgeçmediğim tek şey, insanlara karşı dürüst olmaktı.. Ve bu durumun yanlış olduğunu bile bile her defasında sıkıntısını yaşıyordum..
***
&#8211; Bugün seni düşündüm..
***
&#8211; Nerede, yine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>_______________<br />
Dünden devam..<br />
_______________</p>
<p>	&#8230;zaman ilerledikçe hayatıma yeni kadınlar giriyordu.. Artık tecrübe kazanmaya başlamıştım.. Onlar benim en temiz duygularımı alıp götürürlerken, ben de artık onlardan bir şeyler almasını öğrenir olmuştum.. Tüm bu ‘ilişki oyunları’na rağmen vazgeçmediğim tek şey, insanlara karşı dürüst olmaktı.. Ve bu durumun yanlış olduğunu bile bile her defasında sıkıntısını yaşıyordum..<br />
***</p>
<p><strong>&#8211; Bugün seni düşündüm..</strong><br />
***<br />
<strong>&#8211; Nerede, yine tuvalette mi..?</strong><br />
***</p>
<p>	Evet, ne olmuş, seni tuvalette düşünemez miyim..? Neden tuvalette düşündüğümü öğrendikten sonra iğneli cümlelerini sıralasa idin olmaz mıydı..? </p>
<p>***<br />
***</p>
<p>	Ben, ortaokul ikinci sınıfta çok ciddi bir hastalık geçirdim.. Öyle ciddi bir hastalıkmış ki, geçeler boyu kan kusuyor olmama bakarak, “eğer yaşarsam kurban kesileceği” sözü verilmiş Allah’a.. Ölme ihtimalimin var olduğu ve yaklaşık 1,5 ay hastahanelerde kaldığım bir hastalık geçirmişim..<br />
***<br />
	Hastalığımın sebebi “soğuk algınlığı..” Düşünüldüğü gibi “grip, nezle..” değil.. Ayakları kullanamayacak duruma getiren, iç organların donması sebebiyle ölümle burun buruna getiren bir soğuk algınlığı.. Bu durumumu basitçe şöyle anlatayım :<br />
***<br />
	Ardahan’ın soğuk kışında, her okul çıkışında, küçük buz parçaları ile top oynar, terler, terli vücudumuz ve ıslak ayaklarımız ile soğuk havada evin yolunu tutardık.. Günlerce aynı durumun olması neticesi, bir sabah yatakta iken ayaklarımı yeterince hareket ettiremediğimi fark ettim.. Yarım saatte gitmem gereken okula, bir saati aşkın sürede anca gittim.. Bir veya iki dersten sonra artık ayaklarımı hiç oynatamadığımı hissedince bir yakınımız vasıtasıyla anneme haber ulaştırdım.. Annem beni alıp doktorun özel muayenehanesine götürdü.. Yapılan tetkik neticesinde “<em>hemen hastahaneye yatmam gerektiği ve gerekirse ameliyat olacağım</em>” söylendi.. Babam, İstanbul’a gezmek için gittiğinden, annem önce bir kararsızlık yaşadı ancak doktor durumun acil olduğunu söyleyerek, annemin karar vermesini beklemeden, hastahaneye telefon açarak benim için bir yer tahsis etti..<br />
***<br />
	Ben artık ayaklarımı hissetmiyordum.. Bacaklarım şişmiş, dizlerime kadar kırmızı kabarcıklar çıkmıştı.. Hiç yürüyemediğimden, herkes beni sırtında taşıyordu.. Annem, babama bu durumu anlatmış ve babam iki gün içinde tekrar Ardahan’a dönmüştü.. Ben, hastahaneye yattıktan dört gün sonra artık hiçbir şey hatırlayamaz durumda idim.. Yaklaşık 15 gün kendimden bihaber yaşamışım.. Öleceğim düşünülerek “<em>yaşarsam kurban kesileceği</em>” adağı adanmış.. İç organlarım, soğuk sebebiyle donma durumuna gelmiş.. Kalın bağırsaklar, soğuk neticesi işlevini yerine getiremez olmuş.. Hastahanede kaldığım 1,5 ay zarfında tuvalete sadece iki kere gittim.. Hatırlarım, doktor bana, “<strong>tuvalete gidebilirsen iyileştin demektir bu</strong>” demişti.. Ben, tuvalete anca bir ay dolduktan sonra gidebilmiştim.. İkinci tuvalete gidişim ise 15 gün sonra idi.. Sonrasında iyileştim ve hastahaneden taburcu olabildim..<br />
***</p>
<p>	Ortaokul ikinci sınıfta iken geçirdiğim bu hastalıktan, bugün bana iki şey kaldı.. Birincisi, kendime dikkat etmeyip üşütürsem hemen böbreklerim ağırır ve beni iki gün boyunca yatağa mahkûm eder.. İkincisi ise o hastalıktan sonra tuvalete ancak haftada bir gidebiliyorum.. Kalın bağırsağım ve böbreklerim hâlâ tam olarak işlevlerini gerçekleştiremediğinden, tuvalete haftada bir çıkar ve epeyce uzun bir süre tuvalette kalırım.. </p>
<p>***<br />
	İşte bu hastalıktan sonra ihtiyaç gidermek için tuvalete geç gittiğimden, tuvalette kalma sürem uzuyor.. Yarım saatten fazla tuvalette dururum.. Bu kadar uzun süre tuvalette dururken, düşünmemek imkânsızlaşıyor.. Haliyle ben de tuvalette iken düşünebiliyorum..<br />
***<br />
	Sizlere bu durum garip gelecek belki ama ben önemli kararlarımın bir çoğunu ya tuvalette alırım ya da uyumadan önce yatakta iken.. Eskiden, yatmadan önce yatakta iken düşünür, günün değerlendirmesini yapar, vicdanımı sızlatan bir iş yapmışsam, ertesi gün bunu düzeltecek şeyleri düşünürdüm.. Çalışmaya başladıktan sonra artık yatağa girer girmez, hatta yatağa girmeden önce uyumaya başladığımdan, yatakta pek düşünemiyorum.. Lâkin tuvalette iken düşünme ve karar verme durumum devam etmekte..<br />
***<br />
	Kalabalık bir evde yaşadığımdan, sadece yatakta ve tuvalette kendimleyim.. Haliyle düşüncelere dalmam ve kararlar almam da bu söylediğim yerlerde gerçekleşiyor.. Kendimle baş başa kaldığım yerlerde, en doğru kararları aldığımdan, kendimle uzun süre baş başa kaldığım tuvalette, kararlar almam ve düşüncelere dalmamın yadsınmaması gereken bir durum olduğunu düşünüyorum..<br />
***</p>
<p><strong>&#8211; Bugün seni düşündüm..</strong><br />
***<br />
<strong>&#8211; Nerede, yine tuvalette mi..?</strong><br />
***<br />
	Günün birinde bir kıza “<strong>Bugün seni düşündüm</strong>..” demiştim.. “<strong>Nerede ve niye</strong>..?” diye sormuştu.. “<strong>Tuvalette</strong>” diye cevap vermiş ve ne şekilde düşündüğümü anlatmıştım.. Zannedersem bu hanımefendi, kendisini tuvalette düşünmeme alınmış olacak ki, günler sonra “<strong>Beni yine tuvalette mi düşündün..?” </strong>mealinde iğneli bir soru sorabiliyor.. Zannedersem “<em>Tuvalet pis bir yer, tuvaletteki düşünceler de pistir.. Beni tuvalette düşündüğüne göre bana verilen değer de tuvalet standartlarındadır</em>..”  diye düşünüyor.. </p>
<p>***<br />
	Yukarıda anlattığım hastalığım neticesi tuvaletin benim için ne kadar önemli olduğunu vurguladıktan sonra söyleyeceğim şudur ki :<br />
***<br />
	<strong>Hanım.. ! Hanım.. ! Ben, tuvalette, çok güzel ve çok değerli şeyleri de düşünebilirim..!</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birmilyonfikir.com/bugun-seni-dusundum-tuvalette2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
