gizli bir sevinç duyuyorum
beni anlamadığın için
bir orman nasıl ağlar bilirsin sen
şaraba dönen mürekkep damlalarının
kaç yaprağı baştan çıkardığını
ah nasıl hesaplasam ben bu toprakları
her aşk yersizlikten göğe kalıyor
kendini yalanlamakla başla güzelleşmeye
gerçekleştikçe silinecek aşkın aynada
bir ormanın nesi varsa çalacaklar
şiir yazacak mektup yazacak
şu bıyıklı adamlar
ama bulunmaz senin avucunun tadı
başka kağıtta
kesin bir çığlığı bir şehre tercih edecekler
yıkılacak sarhoşun biri duvara
ağrısından evler ışıklarını yakacak
kaybedince daha çok sevecekler
ekmeği kadını
bir de ayın o şehnaz halini
bir ormanın nasıl yandığını bilirsin
duyarsın alevle sevişen yaprakların hışırtısını
oysa her pencereyi açışımda
huzursuz bir tanrı yakalarım ağaçlar arasında
her/şeyin bir/şeye vakti var
adamlar kanun yazıp kemikleriyle yaşadıklarında
orman sığamadığını gördüğünde
eril bir saksıya
dişi çiçeklerin raksı ezecek şiirleri
benim göğüm ağzı açık bir ölü
sersem bir at çılgın bir köpük
göğsümde saklı sır vurdukça zamana
bir giyotin bekleyecek bu şiirin başını
Bu yazı 02 Haziran 2008 günü saat 01.15 civarında yazılmış olup, 152 kez okunmuştur ve 1 yorum almıştır.
11 Haziran, 2008 saat 23:01
susma vakti geldi mi bir ozanın
bir güvercin vururlar şehirde
bir hırçın kız ağlar geceleri
gün ışığını göremeden kapanır gözlerim…
>
-susmayın, susmayalım-