ARA

Şaika Günsel Tuğrul

Bereli Kız

saika
İLETİŞİM

saika@birmilyonfikir.net

Yıllar var ya…Bir kelebek kanadına takılıp, rüzgarda savrulan ve bir göz açıp kapayıncaya kadar geçen Yıllar!.. İnsan geriye dönüp baktığında bir burukluk duyar genellikle. Yaşanmış o “İlk Aşk”ı hatırlar. “ En tatlı hüzün”dür o ilk aşkın adı!

 

Ben de usulca, biraz da ürkerek gönül gözümü yıllar, yıllar öncesinin o sararmış ama kutsal sayfalarına çevirdim… Sıcacık anılar sardı çevremi. Yeniden ve yeniden yaşamak istediğim anılar ellerini uzattılar bana. Saçlarımı, yanaklarımdaki yağmur tanelerini okşadılar.

 

Görünmeyen bir müzisyen, hiç kimsenin duymadığı bir melodinin ilk notalarına bastı sessizce. Ve bu; sadece benim kulaklarıma geldi şu an…

Bir cadde canlandı gözlerimin önünde. Yakalarını kaldırmış, soğuktan titreyen kişiler geçti bu caddeden… Sonra; ekose etekli, uzun ceketli, kaş kollu, bereli bir kız gördüm aralarında ansızın… Gençti, heyecanlıydı, hayat doluydu. Şiir yazmaya yeni başlamıştı. Adına şair desinler istiyordu. Ve Ulus’taki (Şimdi yerinde yeller esen) şairler kahvesine gidiyordu… Bir an; “Zaman ayrımı”nda karşı karşıya geldik onunla. Yılların ilerisindeki BEN’i göremiyordu. Ama ben, ben onu bütün mutluluk ve mutsuzluklarımla gördüm. Elimi uzatıp ona; “O kahveye girme!” demeyi düşündüm. Sonra, demedim, demek istemedim. Hatta “Gir yavrum, gir ve o güzel aşkı yaşa!” diye fısıldadım. Ve o, ve ben; birlikte kahveden adımımızı attık içeriye, heyecanla.. “-Hoş geldin, -Geç otur, -Bir sıcak çay.” Sonra şiirler, söyleşiler. Bir konuk şair vardı alışılagelmiş yüzlerin arasında. İyi şairmiş, iyi yönetmenmiş, iyi eleştirmenmiş. Bir iş için Ankara’ya gelmiş. Bereli kız heyecanla şiirini okudu ona, beğenilmesini isteyerek.

 

BERELİ KIZ - “ Kör karanlığında gecenin,

Uykusuzluk kol geziyor göz bebeklerimde

Çekip bir bıçak gibi karanlığı yırtıyorum.

Gözyaşı dolu kupayı kaldırmak hüner kadere

Ben Zikkurat’ın tepesindeki kız değilim, eğilmem!”

Sonucu yanakları kızararak bekliyordu Bereli Kız… O iyi şair, o iyi yönetmen, o iyi eleştirmen alayla dudaklarını kıvırdı, gülümsedi… Yavrusu beğenilmeyen bir anne gibi öfkelendi Bereli Kız. Gözleri koyu koyu baktı; genç, üstelik yakışıklı adamın petrol rengi gözlerine.. Bir dolu tartıştı onunla. Ama dediğinde direniyordu o “Tek kişi” .. Şiir bir teknik işiydi, sadece duygulanmalarla yazılamazdı. Evde kalmış kızların günlüklerinden alınmış gibi olamazdı şiir.

 

Ona şiirlerini beğendirmek isteğiyle, kamçılanmış bir doru at gibiydi Bereli Kız, Şairler Kahvesi’nden çıktığında. Yanında bir şair ağabey vardı. Soğuğu hissetmeden yürüyorlar, şiir üzerine konuşuyorlardı. Sıhhıye’deki Yüksel Palas’ın önüne gelmişlerdi. O dost şair ansızın; “-İkiniz birbirinize çok yakıştınız. Gel seni onunla evlendirelim.” deyiverdi… “-Dünyada erkek olarak bir o kalsa, yine de evlenmem. Nefret ediyorum ondan. Kendini beğenmiş, ukalanın teki!” yanıtını aldı, Bereli Kız’dan.

 

Ve bugünkü kadın, bunları yazan kadın, usulca gülümsedi, yıllar öncesine. “-Yavrum, önyargılı olma.” kelimeleri döküldü dudaklarından. Ve aradan aylar, aylar geçti. Bereli Kızın şiirlerinde gözle görülür bir aşama vardı. İyi şiir yazıyordu artık. Beğeniliyordu yazdıkları. Şair diyorlardı adına. Ama o; bir kişiye beğendirmek istiyordu şiirlerini. O kişi nerelerdeydi acaba? Ankara’ya birkaç günlüğüne konuk olarak gelmiş olan o “Tek Kişi” ülkenin neresindeydi? Kim bilir aralarında ne çok kilometreler vardı… Ama sayfalara ve anılara eğilmiş olan şu kadın biliyordu ki; dünya sanıldığı kadar büyük değildir.

 

Ve ikisi; bir gün, dünyanın en güzel caddesinde karşılaşıverdiler… Gülmelere tutuldu Tanrı çiçekleri. Birlikte boyadılar umudu. Ve saygıyla eğildiler aşka! Aşk, hele İlk Aşk; karşılıklı olduğu zaman ne güzeldi… Renklerin, zevklerin uyumu ne güzeldi. Artık Bereli Kız’ın gönlündeki geceler bitmişti. Sevmek ve sevilmek dünyanın en güzel şiiriydi.

 

BERELİ KIZ - “ Bir çığ gelişiydi bu, yamaçlardan mutluğun ülkeme,

Gelincik çiceklerince dileklerim rüzgârda,

Bir dalgın göğü getirtmişim ayaklarına bir sabah,

Sonra susmuşluğuna sarılmıştım,

Susmuşluğun bir içli şarkı gibiydi.”

 

TEK KİŞİ - “ Sen desen ki “SEVGİ” söylendikçe var

Ben hiç inanmıyorum

Sustukça büyü aşklar

Bir yerlerde sana bakıp konuşmuyorum ya işte

Bu demektir ki, bu

Karanlıkta kalıyor bu ıssız dudaklar…

Sen hiç anlama, sessizlik sessizliktir,

Ölümün gücü bile buradan gelir.

 

Evet, artık her şeyi paylaşmak istiyorlardı. Tüm yaşamı ve ölümü!.. Ama ailesi vermek istemedi o “Tek Kişi”ye Bereli kızı. Ama bahara durmuş çiçekler, acı ayaza bırakılamazdı ki… Paraları olmayan iki güzel insan;altına benzeyen bakır yüzükleri taktılar parmaklarına bir çay bahçesinde. Onları kimse ayıramazdı artık.. Hiç kimse ayıramazdı! Aile de boyun eğdi sonunda… Evlendiler.

 

BERELİ KIZ - “ Mutluluk çiçekleniyor şimdi çevremde,

Bir küçük yürek,bir küçük ev;içinde dolaştığım,

Masallar anlatacak artık dudaklar

Uykulu beşiklerde pembece meleklere

Bizden, sevgiden, mutluluktan yana

Yıllarca, yıllarca sonra bile…”

 

TEK KİŞİ - “ Bir kent; sen varsın diye bu kadar güzel

Dokunuşun büyüsünü tamamlıyor gecemiz

İki yıldız ağarıyor, karanlık paramparça

Parmakların bir kuşu uçuruyor cennete

“CENNET” senin kurduğun bir evdir toprağımda.”

Kim demiş evlilik aşkı öldürür diye!?

AB026806 Evet, evlilik aşkı öldürmedi. Sadece, onlar yaşarken öldüler.yedi yıllık evliyken kilometreler girdi aralarına acımasızcasına. Sınırlar, ülkeler ve yıllar, ve yıllar… Denendiklerini unuttular, yanlış anlamlara kucak açtılar. Birbirlerini yanlış anlamanın cezasını ise, bir yol ayrımında, iki ayrı yola adım atarak çektiler… Şiire isyan etti Bereli Kız, küstü. Yazmadı bir daha. Çünkü şiir gibi günler, yıllar bitmişti. On yılı aşkın bir süre, birbirlerini görmeden soluk aldılar, yaşamaya çalıştılar, yaşadıklarını hissetmeden. Ve bir gün, ansızın rastlayıverdiler birbirlerine bir mavi kentte. Denizden bile lavlar fışkırdı, tüm evren sallandı, sallandı başlarının üzerinde. Ve yıldırımlar düştü çevrelerine… Oysa görünüşte öylesine sakindiler ki… Değişen ne vardı sanki, yüzlerindeki çizgilerden başka… Ve bir de sorumluluklar tabii, ayrı ayrı… Ama işte hepsi bu kadardı… O yine “TEK KİŞİ”ydi “BERELİ KIZ” için.

 

Bereli kızdı sahiden, uzun yıllar sonraki kadın… İstanbul’daki işini halletmiş, Ankara’ya dönüyordu. Sabahın altı buçuğunda, elleri direksiyonda, aklanmış saçlarından utanmadan ağlıyordu Bereli Kız. Ve yine sabahın o erken saatinde otoban’a çıkış tabelasının önünde el sallıyordu o “TEK KİŞİ”, güle güle diyordu.

 

Bu “İLK AŞK”dı işte. Bir ömür süren ilk aşk. Ve bir mezar taşında noktalanacak olan “SON AŞK”.

Zaten İlk aşk’la Son aşk arasındaki uzaklık bir nokta değil miydi Bereli Kız için de, bu satırları yazan kadın için de…

Şimdi; içerde ve dışarıda alabildiğine yağmur yağıyor; bu yaşanmış, bu soylu, bu kutsal aşk için.

Artık yılların defterini, son bir satır yazarak suskunluğa kapatıyorum ve diyorum ki; “Bu aşk beni daima, genç bir kadın olarak yaşatır.”

 

NOT:Bugün ise; o “TEK KİŞİ” doğum günümde çıktığı son yolculukla, bir daha ayrılmamak üzere gönlümün cennetinde. Bilirsiniz; en tenha odalarda bile resimler vardır. Ve yalnızlık eskimiş bir palyaçodur çocuk gülüşlerinde..

Bu yazı 21 Mayıs 2008 günü saat 17.44 civarında yazılmış olup, 206 kez okunmuştur ve 12 yorum almıştır.

Yazarın Önceki Yazıları

Yazarın diğer yazıları

Bu Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. Hasan C demişki:

    Şaika Hanım…. Harika bir insansınız siz…Mükemmel bir anlatım bu… Bereli kız’la beraber ben de yaşadım geçmişi…ve bu günü…. Teşekkürler efendim, teşekkürler…

  2. Zühal Voigt demişki:

    Çok güzel bir anlatım. Geçmişine küsmemiş güzel bir yüreğin, zamana kızmamış hoşgörülü bir aklın izlerini okuyana hissettiren. Ellerinize sağlık.

  3. Çaylak demişki:

    Güzel olan aşkın ilki değil,yaşadığınız aşkın gerçek oluşundan sanırım.
    Yoksa bu kadar gerçekçi ve güzel anlatılabilirmiydi.Aşkınıza,elinize,yüreğinize sağlık………

  4. beyazleke demişki:

    “uzaklık bir nokta…”

    evet, bir nokta
    ama bazen sonu gelmeyen
    bir uzaklikat

    ………..

    cok güzeldi

  5. yasin köse demişki:

    Ellerinize sağlık kesinlikle haftanın en iyi yazısı,hadi geçtim son zamanlarda gördüğüm en duygulu en dolu hikaye,yer yer gerçekliği barındırdığını hissetirmeden işleyen.Ellerinize sağlık.ne güzelki bizimle paylaşabildiniz ve okuyabildik.

  6. A. Şebnem demişki:

    Sevgili Şaika Hanım! Uzun zamandır okuduğum en güzel yazıydı. Yeni yazınızı bekliyorum..

  7. G demişki:

    öyle cümleler var ki yazınızda, ruhuma işledi
    yeniden şiir yazmayı hiç düşündünüz mü?

  8. Zeynep demişki:

    yaşamda ne çok yol ayrımları var. birine sapıveriyoruz. Acaba diğerine sapsaydık ne olurdu hiç bilemiyoruz. En iyisi kendi yolumuzdaki güzellikleri farkedebilmek, Elimizde olanın iyi taraflarını farketmeden yaşamak çok yazık olur. Geçmişte güzel günler yaşamış olmanız, elinizden kimsenin alamıyacağı güzel mutlu anılara sahip olmanız ne büyük bir servet.

  9. figoncel demişki:

    Ne kadar hüzünle bitse de ilk aşk’ın büyüsünü hissettirdiniz bana, çok duygulandım…..çok içten, çok sıcak, tam da hissettiklerinizi hissettirecek incelikte dökülmüş sözcükleriniz…yüreğinize sağlık….

  10. dr. mira demişki:

    Her satırın yıllar oncesının ”bereli kız” diye başlayan ilk sevdasının tüm duygularını tekrar yasatan bir yazı… Hala inanamıyorum bu kadar benzer duygular… Sizdeki bereli kiz hala içinizde ama benim içimdeki küçük bereli kız yasadığı tüm güzellikleriyle ve acısıyla artık sevdiğine son vedasını etti ve bir daha dönmemek üzere beni terketti.

  11. ays demişki:

    içten , sıcak, duygulu .içimi titrettiğiniz için teşekkürler

  12. ERCAN ÖZKAN demişki:

    Çok duygulandım Şaika hanım, bu yazı yalnızca burada bitmiş ama biliyorumki halen devam ediyor . . . . İyiki varsınız.

Yorum Yazın