Kurtlar sofrasına oturmuş kuzuların ürkekliğince ürkekti, bir o kadar cesur olmaya çalışsa bile. Çiçeklerin, papatyaların, güllerin narinliğinden daha az değildi narinliği. Ama güçlü olması, ayakta durması gerektiğini de biliyordu. Kimselere nazlı bebek olmamış gerektiğinde sert, yıkılmaz ve katı görünmeyi başarabilmişti.
Yüreğine inen darbeleri umursamaz görünse de içinde biriktiriyordu. İstemese de her şey birikiyordu zaten. Bu birikim isyana döndüğünde kendinden, yapabileceklerinden ve ne kadar acımasız olabileceğinden korkuyordu.
Bu özelliği de; korkuları, sevinçleri gibi adama benziyordu. O kadar ki adam da bu kadar çok benzerlikten korkar olmuştu. Sanki ben! demeye başlamıştı onun için. Burcu bile tutunca, doğum tarihini sormaya çekinmişti, o da tutarsa diye.
CİNAYET
gökyüzü benimsin.
kırmızı güller
kiraz, şeftali.
kan kırmızılar,
pembe kalanlar.
benimsiniz.
unutulan keşifler
ve geriye dönüş
irtica, iltica…
on sekiz yaşımızı
yeniden yaşamalıyız.
kırk ‘a varmadan
bir kez daha.
bir bebek ağlaması
ve bülbül sesi
kucağına yasla,
ninni söyle
uyumayacağımı
bile, bile.
olamadık ki seninle
el ele bile.
kolumu kır,
kanadımı asla.
yüz ver, yüz elli ver
paylaşırız;
mutluluk verdikçe
hayat daha güzel.
2
tatil yapmaz
katiller…
ölümü öldürelim
gel!
cinayet;
ilk kez böyle güzel
beklemek,
yalnızlık,
gurbet,
memleket…
sen de
bende
umuda uçmalısın.
haydi şimdi git!
ben gittim bile
farkında mısın?
Bu yazı 26 Haziran 2008 günü saat 17.36 civarında yazılmış olup, 90 kez okunmuştur ve 1 yorum almıştır.
26 Haziran, 2008 saat 18:06
Kurtlar sofrasında, kuzuların ürkekliğince ürkekti.