Bir kandamlası kadar kızıldı gece. Genç kadın dans ediyordu aynanın karşısında siyah elbisesinin eteklerini savura savura. Bir Fransız şarkısı çalıyordu, 60’lı yıllardan. Saçlarının her dalgalanışında biraz cennet kokusu akıyordu havaya. Kırmızı dudakları belli belirsiz kıpırdıyordu kadının, fazlasına gerek yoktu, ruhu zaten çığlık çığlığa eşlik ediyordu şarkıya. Aynadaki aksine âşık olmasına az kalmıştı ki, gözünden bir damla yaş süzüldü çenesine kadar. Zaman gelmişti. Zamanı gelmişti geceye biraz mavi katmanın. Odadan çıktı kadın, birkaç nota bırakarak arkasında…
.
Bir parça gökyüzü kadar maviydi gece. Genç adam evinin terasında yıldızlara bir şarkı söylüyordu o esnada. Şarkı dans etmeyi seven bir kadın ve yıldızlara âşık bir adamın hikâyesini anlatıyordu. Bembeyaz teninde masmavi gözleri yakamoz gibi parlıyordu genç adamın. Siyah saçları rüzgârda dalgalanıp gözlerinin önüne düşüyordu ara ara. Gözlerinin kapalı olması önemli değildi, kalbiyle görüyordu zaten adam yıldızlı geceyi. Şarkının bitmesine çok az bir zaman kalmıştı ki, bir yıldız kaydı. Zaman gelmişti. Zamanı gelmişti geceye biraz kızıllık katmanın. Terası terk etti adam, birkaç yıldız bırakarak ardında…
.
Deniz kenarında kumların üzerinde iz bırakmadan ilerleyen iki genç beden süslüyordu geceyi. Rüzgâr yardım ediyordu birbirlerine daha çabuk ulaşmaları için onlara. Karşı karşıya geldiler kısa bir süre sonra. Kadın gülümsedi masumca, adam başını yana eğerek karşısındaki kadının güzelliğini izledi birkaç dakika. Kadının kolları adamın boynuna dolandı, adamın dudakları kadının dudaklarına aktı. O dakikada ne kayan yıldızlar, ne de gözyaşları umurlarındaydı. Çektiler kendilerini sonra. Son bir kez gülümseyip el ele tutuştular. Adım adım ilerlediler denize doğru. Kadının elbisesinin etekleri ıslandı önce, sonra dizlerine çıktı su. Adamın beline vurdu önce dalgalar, sonra deniz bulaştı boynuna kadar. Adam kadının gözyaşlarını öptü son kez. Kadın adama bir şarkı fısıldadı. Son dalga aldı götürdü ikisini de. Geriye onlardan hiçbir şey kalmadı…
.
Biraz kızıl bulaştı o gece denize, bir parça mavi. Bir parça hüzün kuşandı yıldızlar, şarkılar biraz huzur. Aşka boyandı deniz iki genç aşığı yutarken. Aşk dediğin, sonsuz bir mavide boğulmak değil mi zaten…
Bu yazı 06 Mayıs 2008 günü saat 15.57 civarında yazılmış olup, 317 kez okunmuştur ve 12 yorum almıştır.
07 Mayıs, 2008 saat 18:31
41 kişinin okuması, ama bir yorum bırakmaya üşenmeleri, rahatsız edici bir tavır.
08 Mayıs, 2008 saat 22:11
bırakıyorum maça kızı;
jeux d’enfants anımsattı denize karışmaları, bazen genç kadın mavi oluyor fakat. (:
09 Mayıs, 2008 saat 00:43
Yazın ve anlatımın o kadar güzel ki bozmak istememişlerdir belki.Bilirsin,senin gibi hissetsede bazen okuyan,senin gibi anlatamaz bunu,yada devam konumunda uzatamaz.Yada onu götürdüğün başka şeyleri yazamaz.Yada destek verecekse,anlattığın herşeye sadece evet diyemez.Yada adettir belki okunup ta,yorum alamamak:))Bende dertliyim:))
09 Mayıs, 2008 saat 14:39
birileri domates fırlatmalı ya da alkışlamalı. boş bir odada kendi kendime anlatmışım öykümü gibi geliyor. 30 satır yazıyorsam, 3 kelimeyi çok görmemeli okuyucu. yorumların yokluğunu hissettiğimde hoşnut olmuyorum.
ha bir de, teşekkürler ikinize de:)
09 Mayıs, 2008 saat 17:05
bana da tesekkür isterim ama
blogcuda yazarken Hasan C nin sayfasindan görmüstüm ilk yazinizi.
Firsat buldukcada , yorum birakmasam da, okumaya devam ettim bir süre.
Sanirim o kendinize has ve hos anlatim tarzinizi öyle benimsemisim ki
isminizi görmeseydim bile
evet bu maca kizi derdim…
10 Mayıs, 2008 saat 00:00
teşekkürler beyazleke, mutlu oldum satırlarına=)
12 Mayıs, 2008 saat 00:05
bende yazılarınızı takip ediyorum.aynı sıkıntıyı bende duyuyorum ne yazıkki.elimde olduğu müddetçe okuduğum yazılara yorum yazıyorum ama ne yazıkki iyi ya da kötü bir yorum yazılmasını istiyorum yazılarıma.buarada yazı uslubun çok akıcı ve etkileyici.yüreğine sağlık…
12 Mayıs, 2008 saat 21:05
teşekkürler merve=)
16 Mayıs, 2008 saat 01:04
Çok güzel bir uslubun var.’’sonra ” dıyerek okudum.yazılarını takıp edecegimden emin olabilrsin..gercekten cok ıyı…
(benim için)
AŞK…
Çikolatalı dondurma gibi…Mevsimİ düşünmeden bir anda elinde… Paketınden ona ulaşma süreci bile zevklidir, dikkatle dokunursun; ve… dudaklarınla ılk buluşması…. Ürpertir seni.Bir anda seratoninin yükselmeye başlar…Yüzünde anlamsız bir gülümseme…Sadece bu anı düşünürsün yanındakilere aldırış etmeden.DAHA ÖTESİ YOKTUR dersin. Zaman geçtikçe tenının scaklıgı ona benzemeye başlar.İstemesende yavaş yavaş kaybeder ilk güzelliğini.Ve bir süre sonra da biter. Geriye kalan ellerindeki izlerdir.
Aşk benim içim böyle birşey maça kızı.
Bir anda mutlu eder seni . Herseyi unutturur sana. Gözün hiçbirşeyi görmez ama birgün mutlaka biter!! Yerini asla geçmeyecek dediğimiz acilarla doldurarak.Ve biz giden sevgiliye duyulan özlemi ,öfkeyi hala ask diye adlandırırız; taki izleri kaybolana dek…
Malesef ki sonsuz aşka inanmayanlardanım artık.
20 Mayıs, 2008 saat 08:40
+rep eline emeğine sağlık.Paylaşımlarının devamını bekliyorum
25 Mayıs, 2008 saat 22:30
teşekkürler,)
14 Temmuz, 2008 saat 16:09
aşk dediğin, kişinin kendi kendine oynadığı rus ruletinden başka bir şey değilmiş.