Günler vardır, iklim ve doğa açısından bir gün öncesinden, bir gün sonrasından pek farklı olmadıkları halde, tarihe, akıllara kazınır, unutulmaz, unutulamazlar.
O günlerde bazı yerlerde, bazı mekanlarda öyle şeyler meydana gelmiştir ki, o yerin, o mekanın adı, artık o olan şeylerle birlikte anılır, onlarla özdeşleşir.
İyi şeyler de olabilir, o yerlere, o tarihe ve akıllara, kendilerini silinmemek üzere kazıyanlar.
Ama kötü şeyler de olabilir bunlar, olmaması, yaşanılmaması, düşünülmemesi bile gerekenler.
2 Temmuz 1993 böyle bir tarih.
Bu günde, Sivas’ta Madımak otelinde 37 insan yanarak öldü.
Yakıldılar.
İnsanlık tarihinin kara sayfalarına, bir yenisi eklenmişti o gün.
Buluşları, keşifleri ile dünyayı hoyrat bir doğa parçası olmaktan çıkarıp, köyler, kasabalar, şehirler kurarak, makineler icat ederek rahat yaşanır hale getirmiş olan insan nesli, laboratuvarlarında en amansız hastalıklara karşı çareler geliştirmiş, yolunu gökyüzüne kadar uzatıp ayın, yıldızların fethine yönelmiş, edebiyatı, müziği, görsel sanatları yaratarak, içindeki ilhamın şekillendirdiği yücelikler meydana getirmiş olan insan, o günde yine tökezleyip düşmüş, karanlık kuyuların, dipsiz kötülük uçurumlarının içinde kaybolmuştu bir kez daha.
Ölenlerin hangi dinden, hangi mezhepten olduğu, onları öldürecek şartları meydana getirenlerin hangi inanışa sahip olduğu, o kadar da önemli değil aslında.
Önemli olan, her iki tarafın da insan olduğu ve karşısındakilerin insan olduğunu unutanların, kendi insanlıklarını inkar etmiş, insanlıktan istifa etmiş olmaları.
Önemli olan, her biri bir insan olan varlıklardan meydana gelmiş kalabalıkların, başka insanların canına kastedecek biçimde çığrından çıkmaları, hangi slogan altında olursa olsun, can almanın meşruluğunun hiçbir şekilde olamıyacağını, unutmaları.
O günde, Madımak otelinde, en feci şekilde yanarak, dumandan boğularak ölenlerin en yaşlısı 52, en genci 12 yaşında. Bu 37 insandan yirmibiri, 25 yaşın altında. Hemen hepsi sanatçı, şair, yazar, bir kısmı misafir. Aralarında kadınlar ve gencecik kızlar var.
O günde, Sivas’ın meydanlarında, koşturup bağıranlara, zincirinden boşanmış bir hezeyanla otele saldıranlara, bir an için kendi çocukları, kendi aileleri, kendi sevdikleri hatırlatılabilseydi, bu otelde kendi sevdikleri olduğu söylenebilseydi, bu mümkün olsaydı, yine ayni coşkuyla, benzine batırdıkları bez parçalarını tutuşturarak, otelin kırdıkları pencerelerinden içeriye atabilirler miydi acaba?
Galeyan psikolojisi, ne yazık ki insanoğlunun, bir kere kapıldığında, bir kere kendisini sarmasına izin verdiğinde, bir kere aklının yerine geçmesine geçit verdiğinde, artık kontrol edilemeyen, çok zayıf bir karakter özelliği.
Galeyana gelmiş, getirilmiş insanlar, hele kitleler herşeyi yapmaya muktedir olurlar. Tarihte çoktur örnekleri. Fransız ihtilalinden, Rus ihtilaline, tarih boyu çeşitli isyanlarda, talanlarda. Ortam müsaitse, düşman sembolleri mevcutsa, insanlar kalabalıklar içindeyse, onları belli hedeflere doğru kışkırtmak, bu işin erbabı tarafından kolayca gerçekleştirilebilir. Eğer o kalabalıklar içindeki insanların, kendi akıllarıyla, kendilerine koydukları belli sınırlar yoksa.
Böyle bir sınırın ise, hayatın kutsallığı olması gerekir.
Hiçbir yaşamı yaratmamış insanoğlunun, onu yoketmeye de hakkı yoktur.
En büyük kanun, en geçilmez sınır, en büyük dokunulmazlık bu olmadıkça, insanoğlu o dipsiz, o karanlık kuyulara düşmekten de, düşürülmekten de, kolay kolay kurtulamaz.
İçindekilerini beğenmediği her kafayı kırmaya kalkan her zihniyet, hangi blokta, siyasi, dini veya sosyal yelpazelerin hangi tarafında yer alırsa alsın, insanlık tarihine kara lekeler eklemeye devam edecektir.
2 Temmuz 1993 de, Sivas’da öldürülenleri üzüntüyle anıyoruz.
Bunu yapmamız için her hangi özel bir inanışa, mezhepe, düşünceye ait olmamız gerekmez.
İnsan olmamız yeter.
Bu yazı 02 Temmuz 2008 günü saat 07.59 civarında yazılmış olup, 119 kez okunmuştur ve 3 yorum almıştır.
02 Temmuz, 2008 saat 13:19
İnsanlar kar gibi olan bütün beyazlıklarının soğuğunu bırakıp,renklerini beyazdan siyaha çevirdiler.
Heryerde;
Kara karlar ve bir seste büyüyüp gelen Kapkara çığlar oluştu.
İnsanlığımızı unutuyoruz………
***
Bende bu konuda yazı yazmıştım ama hiç bir kelimemi değiştiripte,yayınlanacak hale getiremedim.
***
Asla aynı olmayacak kadar birbirinden farklıdır herkes,hemde herkes.
Yeterki maşaların maşası olmayalım.
02 Temmuz, 2008 saat 13:42
Sevgili Çaylak, ne güzel ifade ettiniz. Her insan ayrıdır ve her insanın yaşam hakkı bakidir. Aslında her canlının. Sevgilerimle.
27 Ağustos, 2008 saat 08:43
Sevgiyle selamlıyorum sizleri…. Ne kadar haklısınız hem de ne kadar… Bu sitenin yazarlarından biri olmak için aceba ne yapmak gereklidir beni bilgilendirebilir misiniz lütfen… Teşekkür ederim şimdiden……