Bir arkadaşım yaşadığı bir olayı anlatmıştı. Taksiye bindiği bir günde kırmızı ışıkta duruyorlar, o sırada yanlarından üzerinde bildiğiniz yazlık elbiselerden biriyle köpeğini gezdirmekte olan bir kadın geçiyor. Taksi şoförü bir iç geçirip “ abi görüyor musun ya, bak işte, bunlar adamı dinden imandan eder, hatun maşallah kimseden de korkmuyor, belli yani ” gibi tahmin edebileceğiniz birtakım sözler kullanıyor. Yani hatun “o biçim” kadınlardan; hani biz erkeklerin tabiriyle “ isteyen ” ya da “yollu” kadın ! Belli ki bir “derdi” olan; “dermanını” da ahhh keşke bu bizim “yangın söndürücü” şoförümüzde arasa olan kadın…Sonra soruyorlar bana mesela seminer ya da eğitimlerimde; “ Tarık bey, kadınlar neden bizi cinsellikten başka bir şey düşünmeyen varlıklar olarak görüyorlar ” diye. Allah Allah, bak sen, niye acaba, çok ilginç ! Uluslararası düzeyde hemi de en az 3 gün sürecek olan bir kongre düzenleyip tartışmamız lazım; cevabı o kadar derinlerde çünkü ! Siz böyle düşünsünler diye elinizden geleni yapıyorsunuz da ondan benim sevgili Türk erkeğim…Neyse, kesinlikle cinsiyetçi olmayan, son derece aydın ve ileri görüşlü olduğunu düşündüğüm ve bir o kadar da mizahi yeteneği gelişmiş olan arkadaşım “muhabbete” dahil olup etkiye de tepki verme zorundalılığı hissiyatıyla “haklısın valla, inek kuyruk sallamazsa öküz bakmazmış zaten” gibi bir şeyler söylüyor. Sonra jeton düşüyor arkadaşımda ama iş işten geçmiş tabi, şoför aynadan şöyle bir bakıyor, ardından uzun bir sessizlik; taksinin ücretini öderken bile bir konuşma geçmiyor aralarında
Master tezimi hangi konuda yapsam acaba diye düşündüğüm günlerde, tecavüze uğrayan kurban hayat kadınıysa eğer tecavüzcüye ceza indirimi yapılmasını öngören bir kanun çıkmıştı. Biraz da bunun uyandırdığı merakla, Türk halkının tecavüze uğrayan kurbana ve saldırgana ne oranda suç yüklediğini incelemiştim ve ne kadar ceza vereceğini; değişti mi bilemiyorum ama o zaman ki kanunlara göre tecavüzcüye “koşullara göre” 1-7 yıl arası ceza veriliyordu. Belirli öykülerim vardı; mesela bir öyküde kadın son derece kapalı giyinmiş ev hanımıyken bir başkasında vücut hatlarını az da olsa gösterecek kadar “açık giyinmiş” bir hayat kadınıydı. Araştırmaya denek olarak katılan üniversite mezunu kadınların bile kurbana erkeklerle aynı oranda suç yüklemeleri ! gibi şaşkınlık uyandıran birtakım sonuçlardan belki de en ilgi çekici olanı, açık giyimli olmaktı. Mesela, 64 yaşında, ilkokul mezunu bir erkek bile üstelik de kurban hayat kadını bile olsa tecavüzü onaylamıyordu; “olsun, ne olursa olsun o da bir kadın, saldırgan suçlu” diyordu. Türk halkından beklenmedik bir empati ! Ama kurban ne zaman ki açık giyimliydi; işte o an herkesin her türlü algısı değişiyordu. İster ev kadını ister hayat kadını, ister genç ister orta yaşlı, ister evli ister bekar, ister sarışın ister esmer, ister köylü ister üniversitede akademisyen olsun; bir kadın “açık giyimli” (etek boyu biraz kısa, üzerinde de açık renk kısa bir tişört var diyelim ki) giyindiği anda “kuyruk sallayıp isteyen kadın” oluyordu ! Üstelik kadınlar da böyle düşünüyordu !
Açık giyim ! Bu kavramsallaştırmanın herkesin kendi algısına göre değişmesi bir yana, mademki neden ya da suç bu; örneğin İran’da ya da Afganistan’da tecavüz oranlarının neden yüksek olduğunu düşünüyor insan bir an…Kadınların parmak uçlarının bile görünmediği; görünmesinin yasak namahrem olduğu bu ülkelerde erkeklerin içlerinin nasıl olup da durup dururkene şahlandığını merak ediyor insan; hangi tahrik, hangi “kuyruk” ! Psikolojide çok temel bir ilke vardır; “uyarıcı olmadan davranış olmaz” diye. İyi de; ortada “uyarıcı” yok ki…
Demek ki mevzu bu değil; biz erkeklerin içinde başlıyor her şey ve yine bizim içimizde bitiyor. Kadınlar ne giyerlerse giysinler ya da ne olurlarsa olsunlar… Sonra da, mesela her tecavüzcünün kendisini haklı çıkarmaya çalıştığı o klasik “ama o da istiyordu” türünden gerekçeler yaratmaya çabalıyoruz, bunu özellikle de “ilişkisel tecavüz” dediğimiz; ister bir flört ister evlilik biçiminde olsun; bir romantik ilişkide kadının isteği dışında gerçekleşen cinsel ilişki / tecavüz olayları için söylüyorum. Tabi, böyle bir ilişkinin “romantikliği” de ayrı bir tartışma konusu…
Ha burada, bunların üzerine, mesela bence aslında kadınların özellikle de “radikal feminizm” görünümü altındaki kişisel travmalarının, nefretlerinin söze dökülmüş hallerinden biri olan “her erkek potansiyel bir tecavüzcüdür” yorumu hakkında ne düşündüğümü de sorabilirsiniz. Hımmm, psikolog Tarık’a mı erkek Tarık’a mı soruyorsunuz? Derim ben de:)
Bu yazı 20 Haziran 2008 günü saat 16.59 civarında yazılmış olup, 197 kez okunmuştur ve 1 yorum almıştır.
20 Haziran, 2008 saat 18:13
Erkeğin her yaptığını kutsayan ve kadını müstehak gören kanaatlerin aksine, erkeksen bakma, erkeksen yapma! diye bir söylem de var.
Tecavüzün suç olduğu aşikar da hocam ya tacizin durumu nedir?
Kadının dişiliğini kullanıp tacizde bulunabileceğine dair bir öngörü bizde pek kabul görmez ama bunun tamamen gerçek dışı olduğunu iddia etmek de biraz zor.
Her Türk erkeği potansiyel bir tecavüzcü görülse de, acaba timsah gözyaşlarıyla mağdur olarak bizler de insan hakları mahkemesine özellikle yaz aylarında tacize uğradığımıza dair başvuruda bulunabilir miyiz?
Giyim tarzının tecavüzde etkili olduğuna dair istatistiki bilgilere yorum yapamam ama söz konusu tacizse bu zamana ve mekana göre değişiklik gösterebiliyor.
Örneğin Çarşamba’nın sokaklarında mini ile gezmek taciz sebebi olabildiği gibi, Çankaya’nın yokuşlarında, hatta bazı üniversite kampüslerinde kapalı gezmek de taciz sebebi olabiliyor…
Kadınlar kendi haklarına sahip çıkıp, kutuplaşmalarda da erkeklerin yanında saf tutmak yerine bir birlerinin destekçisi olmaya başladıklarında sorunun çözümünde bir kaç adım daha atılmış olabilir belki…
Yine de karşıdan gazel okumak bize kolay geliyor tabi ki.
Ne diyelim. Sözümüz nefsimize olsun:
Erkeksen bakma, erkeksen yapma!…